Hediye kabul etmemekte (ki) ölçümüz ne olmalıdır?

 2,039 total views,  2 views today


Hediye ve sadaka almamak kimlere has olmalı?

Bu asrın şartlarında hediyeleşmek; muhabbet köprüleri kurmanın vesileliğinden ve samimiyetin bir göstergesi olmaktan çıkarılıp, menfaat, rüşvet ve minnet zakkumlarının yeşermesine vesile edildiğinden, kudsi mânâsından uzaklaşmış ve nazarları yalnızca menfaatlerini görmeye alışmış gözlerin hücûmuna medâr bir vaziyet almış.

Ve eskiden beri ehl-i ilmin ve talebe-i ulûmun mâişetlerini yaşadığı yörenin halkı karşıladığından, şimdi bu âdetin bu asırda devamı mezkûr sebepler tahtında sâfiyetini muhafaza edemeyeceğinden ve ayrıca ithamlara ma’ruz kalmış ve haklarında şüphe uyandırılmış ehl-i ilimden, Kur’ân hakikatlerinin dersi sâfiyâne alınamayacağından, Hz. Üstad’ımız bu düstûru ehl-i ilme de ihtâr etmiş. 8

Önemli bir ihtar
Hediye ve sadakanın kabul edilmemesinin hikmetleri, Risale-i Nur’dan yazmış olduğumuz Üstadımızın ifadelerinde vazıh bir tarzda izâh edildiğinden, açıklamalarına girilmedi. Maksadımız; hikmetlerini değil, daha çok Üstadımızın bu ifâdeleri içinde ihtar ve ikaz ettiği kimlerdir, hangi şahıslara bakıyor, nazar-ı dikkatinizi onlara celb ettirmektir. Bu nedenle yaptığımız izâhlar da yalnızca bu maksada yöneliktir.

“Çünkü, dünyaya tenezzül etmez, tamah ve zillete düşmez, hakikat mukabilinde dünya malını almaz, tasannua mecbur olmaz bir üstaddan alınan ders-i hakikat elmas kıymetinde ise, sadaka almaya mecbur olmuş, ehl-i servete tasannua muztar kalmış, tamah zilletiyle izzet-i ilmini feda etmiş, sadaka verenlere hoş görünmek için riyakârlığa temayül etmiş, âhiret meyvelerini dünyada yemeye cevaz göstermiş bir üstaddan alınan aynı ders-i hakikat, elmas derecesinden şişe derecesine iner.” 9

“… bir üstaddan alınan ders-i hakikat” 
Bu tarif ile kimlere işaret ediliyor?

Üstadlık mertebesinde olanlara, yâni irşâd-ı nâs ve neşr-i din selâhiyetinde olan hoca veya muallim veya bu makamda olan zâtlardan alınan ders-i hakikat…

“… sadaka almaya mecbur olmuş”
Neşr-i din gibi umûr-u uhreviye için dünyayı terk edip Mâişetini te’min için halklardan almaya mecbur kalmış üstadlık mertebesinde ki ehl-i ilim…

اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰهِ sırrına mazhar olup, nâstan gelen maddî ve manevî ücretten istiğna etmekle {(Haşiye): Sahabelerin sena-i Kur’âniyeye mazhar olan “îsâr” hasletini kendine rehber etmek. Yani: Hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek ve hizmet-i diniyenin mukabilinde gelen menfaat-ı maddiyeyi istemeden ve kalben taleb etmeden, sırf bir ihsan-ı İlâhî bilerek, nâstan minnet almayarak ve hizmet-i diniyenin mukabilinde de almamaktır. Çünki hizmet-i diniyenin mukabilinde dünyada bir şey istenilmemeli ki, ihlas kaçmasın. Çendan hakları var ki, ümmet onların mâişetlerini temin etsin. Hem zekata da müstehaktırlar. Fakat bu istenilmez, belki verilir. Verildiği vakitte, hizmetimin ücretidir denilmez. Mümkün olduğu kadar kanaatkârane başka ehil ve daha müstehak olanların nefsini kendi nefsine tercih etmek, وَ يُؤْثِرُونَ عَلَى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ sırrına mazhariyetle, bu müdhiş tehlikeden kurtulup ihlası kazanabilir.} 10

“… Çendan hakları var ki, ümmet onların mâişetlerini temin etsin. Hem zekata da müstehaktırlar” :
Ümmetin mâişetlerini te’min edecekleri zevat, ehl-i ilim ve talebe-i ulûm’dur. Zekata müstehak olmaları, dünyayı terklerindendir.

“Hem bütün tarih-i hayatımda hediyeleri kabul etmek ve minnet altına girip halkın sadaka ve ihsanlarını almaktan çekindiğimi, benimle arkadaşlık edenler bilirler. Nurların ve hizmet-i imâniye ve Kur’âniyenin şerefini ve selâmetini himâye etmek için, dünyanın maddî ve içtimaî ve siyasî bütün ezvâkını ve merakını terkettiğimi…” 11

“… dünyanın maddî ve içtimaî ve siyasî bütün ezvâkını ve merakını terkettiğimi”:
Dünyanın maddi ezvâkını da terk edip, ihtiyacı olduğu mâişetine medâr sadaka vb. ihsanları dahi terki ile Üstadımız kendisini ta’rif ederken, umûr-u uhreviye’ye çalışan ulemâya da ders veriyor. O makamatta bulunanların halkın sadaka ve ihsanlarını mezkûr sebepler için terki lâzım geldiğini izah ediyor.

Nurların ve hizmet-i imâniye ve Kur’ân’iyenin şeref ve selâmet ve himâyesi için dünyayı terk etmiş ehl-i ilime de bir ders olduğunu anlıyoruz.

“Hakikat ve âhiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş. Ve bilfiil onların hakikat-ı ihlaslarına ve sâdıkane olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle, onların hâcât-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup, vakitlerini zayi’ etmemek için, sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip, hürmet etmişler. Fakat bu muavenet ve menfaat istenilmez, belki verilir. Hem kalben arzu edip muntazır kalmakla lisan-ı hâl ile dahi istenilmez, belki ummadığı bir halde verilir. Yoksa ihlası zedelenir. Hem وَلاَ تَشْتَرُوا بِآيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً âyetinin nehyine yanaşır, ameli kısmen yanar. İşte bu maddî menfaati arzu edip muntazır kalmak, sonra nefs-i emmare hodgâmlık cihetiyle, o menfaati başkasına kaptırmamak için, hakikî bir kardeşine ve o hususî hizmette arkadaşına karşı bir rekabet damarı uyandırır. İhlası zedelenir, hizmette kudsiyeti kaybeder. Ehl-i hakikat nazarında sakîl bir vaziyet alır. Ve maddî menfaati de kaybeder. Her ne ise..” 12

“Hakikat ve âhiret için çalışanlara (…) hâcât-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup, vakitlerini zâyi’ etmemek için, onlara sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip”

Yine mâişetleri için dünyaya bakmayan ehl-i ilim, ulemâ olduğu aşikâr değil mi?

“… bu maddî menfaati arzu edip muntazır kalmak, sonra nefs-i emmare hodgâmlık cihetiyle, o menfaati başkasına kaptırmamak için, hakikî bir kardeşine ve o hususî hizmette arkadaşına karşı bir rekabet damarı uyandırır”

Mü’minler arasındaki hediyeleşme olmayıp, mâişet noktasında verilen sadaka vb. hediyelerin kastedildiği ve rekabet damarı bir tek şeye çok eller uzanmasından, bir ekmeği çok mideler istemesinden neş’et ettiğinden, aradaki fark gayet bedihidir, anlaşılıyor.

“Üstadımız hakkında ehl-i dünya ve ehl-i hüküm tarafından çok defa “Ne ile yaşıyor?” diye endişekârane soruluyor. Bu sual altında, acaba başkaların hediye ve sadakalarıyla mı yaşıyor deniliyor.

Elcevab: Bizler daimî hizmetindeyiz. Hiçbir kimsenin sadaka ve hediyesini ihtiyarıyla kabul etmez. Mecbur kaldığı zaman, mukabilini vermek suretiyle alır.” 13

“… ne ile yaşıyor?“ 

Anlıyoruz ki; mâişeti için çalışmadığından kendisine verilen mâişetine medâr hediye ve sadakalar kastediliyor. Demek Mü’minler arasında birbirlerine olan muhabbet ve sevgiden tezâhür eden hediyeleşme sünneti değil. Yoksa Mü’minlerin birbirlerine verdikleri sevgi ve muhabbetlerinden dökülen karşılıklı hediyeleşme niçin sorguya sebep olsun.

“Neden hediye kabul etmediğinin sebeblerinden birisi olarak der ki: “Bu zaman, eski zaman gibi değildir. Eski zamanda imanı kurtaran on el varsa, şimdi bire inmiş. İmansızlığa sevk eden sebebler eskiden on ise, şimdi yüze çıkmış. İşte böyle bir zamanda imana hizmet için, dünyaya el atmadım, dünyayı terk ettim. Hizmet-i imaniyemi hiçbir şeye âlet etmeyeceğim” der.” 14

“… dünyaya el atmadım, dünyayı terk ettim” :
Hizmet-i imâniye’de çalışan ve bu uğurda hayat-ı içtimaiyye’ye mâişet için girmeyen, dünyevi ezvâcı terk eden Üstadımız, o makâmatta olanlara da ders veriyor.

“Bu zamanda zaruret olmadan, irşad-ı nâsa ve neşr-i dine çalışanların, sadakaları ve hediyeleri kabul etmemeleri lâzım geldiğinin sırrını dört sebeble beyan eder. اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰهِ âyeti ile اِتَّبِعُوا مَنْ لاَ يَسْئَلُكُمْ اَجْرًا âyeti gibi insanlardan istiğna hakkındaki âyâtın mühim bir sırrını tefsir eder. Ve ilim ve dini neşre çalışan insanlar, mümkün olduğu kadar istiğna ve kanaatla hareket etmezse; hem ehl-i dalaletin ittihamına hedef olur, hem izzet-i ilmiyeyi muhafaza edemez. Hem salahat ve neşr-i din gibi umûr-u uhreviyeye mukabil hediyeleri almak, âhiret meyvelerini dünyada fâni bir surette yemek demektir.” 15

“… zaruret olmadan, irşad-ı nâsa ve neşr-i dine çalışanların, sadakaları ve hediyeleri kabul etmemeleri” ile “İlim ve dini neşre çalışan insanlar…”

Zaruret olmadan ifadesi ile Mü’minler arasındaki hediyeleşmeyi kastetmediği gibi, hakikatten zarurete düştüğü zaman yâni karnını doyuracak kadar taam’a muhtaç duruma düşmedikçe irşâd-ı nâsa ve neşr-i dine çalışanların sadaka ve hediyeleri kabul etmemeleri lâzım geldiğini söylüyor. Demek nasihat, irşâd-ı nâs ve neşr-i din’e çalışan dünyayı terk etmiş ehl- ilmedir.

“Bedîüzzaman, mukabelesiz hediye kabul etmemeyi düstur-u hayat edindiği düşmanlarınca da tasdik edilerek, İslâmiyet düşmanlarının ehl-i ilme yaptığı ithamı, bu düsturuyla fiilen tekzib ve ilmin hiçbir şeye âlet olmadığını yine fiiliyatı ile isbat etmiştir. Ülema-i İslâmın şeref ve haysiyetini ve izzet-i İslâmiye ve izzet-i diniyeyi, en zalim ve hunhar hükümdarlar karşısında bile muhafaza ve müdafaa etmiştir. Aç kaldığı zamanlarda dahi, hayatı boyunca olan istiğna kaidesini bozmamış….” 16

“… İslâmiyet düşmanların ehl-i ilme yaptığı ithamı”

Evet, İslâmiyet düşmanlarının yaptığı insafsızca hücum, hediyeler ile mâişetini te’min eden ehl-i ilime’dir.

“Üstadımız izzet-i ilmiyeyi muhafaza için eski zamandan beri en büyük reislere tezellül etmedi. Hem halkların hediyesini kabul etmiyordu. Şimdi ise Üstadımız hem zayıf olduğu halde, ehl-i ilme bir mahzuru olmayan hediyeyi ise hastalıkla alamıyor. Hattâ biz hizmetkârlarından dahi en küçük bir şeyi mukabelesiz yiyemiyor. Yese hasta oluyor. Bu haleti, hiçbir şeye âlet olmayan Risale-i Nur’daki a’zamî ihlasın muhafazası için, bir hastalık suretini aldı. Ve hastalıkla bu kaidesini bozmaktan men’ediliyor itikadındayız.”17

“… ehl-i ilme bir mahzuru olmayan”

Bakınız, tekrar tekrar aynı mânâları nazarınıza vermekten kastımız, Risale-i Nur’daki bir satırdan veya bir sözden yola çıkıp, genelleme yaparak hüküm vermemek gerektiğini de göstermeye çalışmaktır. Evet Üstadımız gibi allâmelerin ifadelerine daima bütünün penceresinden ve mânâsından bakmak lâzımdır.

[kitapçığın devâmını okumak için alttaki sayfa numaralarını tıklayınız]

—————————-
8:   Üstadımızın pek küçük yaşlardan itibaren hediyelerden içtinâb etmesinin şahsına bakar başka sebepleri de vardır.
9:   Barla Lâhikası, Yirmiyedinci Mektûb’un Üçüncü Kısmı ve Üçünü Zeylin Nihâyetidir.
10:   Lem’âlar, Yirmibirinci Lem’â, Birincisi
11:   Emirdağ Lâhikası-1, Envâr Neşriyat, sh:264
12:   Lem’alar, yirmibirinci lemâ, dördüncü düsturunuz – sh:164
13:   Barla Lâhikası, Mektûbât’ın Üçüncü Kısmı 
14:   Sözler, Konferans 
15:   Mektûbât, Fihriste-i Mektûbât, Envâr Neşriyat, sh: 484 
16:   Tarihçe-i Hayat, Envâr Neşriyat, sh:698 
17:   Emirdağ Lahikası-2, Envar Neşriyat, sh:204 

Bir cevap yazın