40 Hadis Yaşayalım mı?

 3,666 total views,  1 views today


HADİS : 9

Gerçekten Allah, bir şey yiyip veya içmenin ardından,
o nimetler için
kendisine hamd eden kulundan râzı olur. 

9 إِنَّ اللهُ لَيَرْضَى عَنْ الَعَبْدِ أَنْ يَأْكُلَالأكْلَةَ أَوْ يَشْرَبَ الشَّرْبَةَ فَيَحْمَدَهُ عَلَيْهَا

En çok sevdiğiniz meyveler hangileridir..?
Peki o meyvelerin tatlarıyla beraber şekilleri, renkleri, kokuları da çok güzel değil mi…?

Ya en sevdiğiniz yemekler hangileri …?
Ya annenizin yaptığı o güzel tatlılar, pastalar, börekler…

Bir de şöyle düşünün…
Bu kadar meyve, sebze, yiyecek hiç olmasaydı, sadece tek bir çeşit meyve ve sebze olsaydı, kışın kereviz ve portakal, yazında kayısı ve kabak. Nasıl olur du?

Cenâb-ı Allah (c.c.) ne kadar lütûfkâr ki, bize onca nimeti, hem de bol bol veriyor. Her birisini ayrı ayrı şekilde, biçimde, pek güzel renklerle ve kokularla donatıp, bedenimizi de beslettiriyor.

Annenizin sizin için yaptığı o çok güzel yemekler, pastalar ve böreklere gelince; eğer Allah (c.c.) onun malzemelerini yaratmış olmasaydı annenizde hiçbir şey yapamaz ve onları hazırlayamazdı.

Peki Allah (c.c.) bu kadar envai çeşit nimetler için bizden ne istiyor?

Bir teşekkür…. Yani şükür …. Evet, şükür; Bir nev’i teşekkürdür.

Evet, yemeğe başlamadan önce “Bismillâh”, yiyip içtikten sonra, “Elhamdûlillâh”. Evet hakikatte o nimetleri verenin Allah (c.c.) olduğunu bilmek ve hatırlamaktır en büyük şükür…


HADİS : 10


Sizden biriniz sol eliyle yiyip içmesin,
zira şeytan sol eliyle yer ve içer. 

10 لا يَأْكُلْ أَحَدُكُمْ بِشِمَالِهِ وَلا يَشْرَبْ بِشِمَالِهِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَأْكُلُ بِشِمَالِهِ وَيَشْرَبُ بِشِمَالِهِ

İçinde yaşadığımız şu dünyada hem güzel ahlâklı, iyi işler yapan insanlar olduğu gibi, kötü işler yapan, kötü ahlâklı insanlarda vardır.

Peki hangisi sevilir?
Elbette iyi ve güzel ahlâklı olanlar sevilir.

Mahallenizde veya sınıfınızda çok kötü birisi olsa, ağzından kötü söz hiç eksik olmasa, her kötülüğün ve fenalığın altından o çıksa, herkesi birbirine düşürse, kavga ettirse, iyi arkadaşları birbirine düşman etse, hep yalan söylese, hep çirkin şeyler yapsa, ondan nasıl nefret edilir, bilirsiniz…

O halde soruyorum, hiç böyle birine benzemek ister miydiniz?
Onun gibi görünmek, onun yaptıklarını yapmak?

Elbette hayır !

Aynen bunun gibi, şeytan bizlere apaçık düşman olan ve her çirkin ve fena ve pis işlerin altından çıkan ve yukarıda yazdığımız kötülüklere sebep olan bir mahlûktur.

Bakınız o şeytan ki … !
Yemekleri sol eliyle yer ve içecekleri de sol eliyle içer.

Madem onun yaptığı her şey çirkin ve madem herkes ondan nefret eder, hem madem nefret edilenlere benzemek bizi de çirkinleştirir, çirkin gösterir. Şeytana benzememek ve ona uymamak için onun gibi yapmayalım ve onun göründüğü gibi görülmeyelim, onun yaptıklarını yapan biri olarak anılmayalım.

Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) bizi uyarmış, demiş ki; “Sağ el ile yiyip, içiniz” yani bu sizin için daha hayırlıdır ve güzeldir. “Şeytan sol eliyle yer ve içer” sakın ona benzemeyiniz, onun yaptıklarını yapmayınız. Çünkü o Cennetten kovulmuş bir mahlûktur ve Cennete asla giremeyecektir.


HADİS : 11

Rasûlullah (Sallallahû Aleyhi ve Sellem),
kabdan (bardaktan) bir şeyi
iki veya üç nefeste içerdi. 

11 يَتَنَفَّسُ فِي الْإِنَاءِ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلَاثًا

Şimdiye kadar yeme ve içmeye dair hangi hadisleri öğrendik, hatırlayalım…

Yemeğe ve içmeye Bismillâh ile başla,
Yerken ve içerken daima sağ elini kullan,
Yemenin ve içmenin bitiminde ise Elhamdûlillâh…

Peki bir şey içerken nasıl içeceğiz onu da öğrenelim.
Sağ el ile bardağı tutup, içindekini iki veya üç nefeste içeceğiz. Yani iki veya üç defa da bitireceğiz demektir.

Fakat çocuklar sizler küçük olduğunuzdan, su bardakları da büyük olduğundan iki veya üç defa da bitiremezsiniz. Bitirmek için ağzınıza çok su doldurursunuz, o da hem güzel olmaz, hem de boğazınıza kaçabilir.

Anne-babanıza söylerseniz sizin yaşınıza uygun bardak alabilirler veya siz bardakları yarım doldurursunuz. Böylece Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) gibi iki veya üç nefeste (defa da) bitirebilirsiniz. Hem en güzelini yapmış olur, hem de sevap kazanmış olursunuz. Hem şimdiden alışırsanız, hayat boyu unutmadan yaparsınız.

Halbuki bazı büyüklerimiz bu hususları çocukluktan âlemlerine almadıklarından, tatbik etmediklerinden unuturlar ve yapmakta da zorlanırlar.

Hem siz böylece her şeyinizle Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) ‘e benzersiniz, O’da sizi çok sever. Sizi sevdimi, Allah’da (c.c.) sizi sever. Allah (c.c.) sizi sevdi mi, bütün semâdaki melekler de sizi sever.

Aman çocuklar! Sıcak içilen içecekler elbette böyle içilmez. Dikkat ediniz sonra ağzınızı yakarsınız.


HADİS : 12

Sizden biriniz bir şey içerken,
kabın (bardağın) içine nefes alıp vermesin. 

12 رإِذَا شَرِبَ أَحَدُكُمْ فَلا يَتَنَفَّسْ فِي الإنَاءِ

İşte bize maddi ve mânevi menfaat verecek bir hadis daha…

Bu arada “hadis” ne demek biliyor musunuz? Hadisler; Peygamberimiz’in (sallallahû aleyhi vessellem) davranışlarını ve dediklerini bize haber verir.

Hani bir bardaktan bir şey içeceğimiz zaman onu iki veya üç yudumda bitirecektik, hatırladınız mı?

İşte bu içme işini yaparken, bardağın içine nefes alıp vermeyeceğiz. Yani bardağın veya içtiğiniz bir kabın içine ağızdan veya burundan üflemek yok.

Hem bu tıbben de sakıncalı olabilir, çünkü çıkardığınız nefes neticede zehirli ve kirli bir nefestir. Bunu içeceğiniz şeye üflemekle temas ettirmenizde sıhhatinize de bakan zararları olabilir.

Elhâsıl, madem her şeyin en doğrusunu ve en güzelini ve en sevaplısını rehberimiz ve imamımız olan Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) bilir, bizde aynısını yaparız. Hem çok sevap alır, hem de meleklerin alkışlarını kazanırız.

Meleklerin alkışlarını duyamıyor musunuz?
Hiç merak etmeyin, sabırlı olun. Siz O’nun (sallallahû aleyhi vessellem) yolundan ayrılmayın, bir gün o meleklerin alkışlarını mânen duyarsınız veya tebessüm eden simâlarını ve size olan sevgilerini görürsünüz inşâallah.


HADİS : 13

Şükrederek yiyen,
sabrederek oruç tutan gibidir. 

13 اَلطَّاعِمُ الشَّاكِرُ كَالصَّاءِمُ الصَّابِرِ

Hani demiştik, yemekten sonra “Elhamdülillah” denilir.
Elhamdûlillâh demek, şükretmek, teşekkür etmek demektir.
Şükreden, teşekkür eden bilir ki, bütün bu nimetleri yaratıp, çeşit çeşit leziz tatlarla donatıp, bizlere ikram eden, gönderen biri var.

İşte o zât, enva-i çeşit taamlarına ve meyvelerine verdiği kokuları, renkleri, şekilleri, tatları ile kendisini bize bildirmek ve tanıttırmak ister.

Evet, pazar yerlerinde nasıl da bu meyveleri kesip, tezgaha koyarlar ve Allah (c.c.) namına bakanlara, Allah’ın (c.c.) sanatını da göstermiş olurlar.

Mesela nar gibi bir meyveye bakan, içleri tatlı su dolu kırmızımsı boncukları görür. Onların sıra sıra dizilmesi ve üstlerine ince bir perde gibi zar çekilip, birbirlerine temas ettirilmemesinden anlar ki, bu işleri pek ince düşünen, çok maharetli, öyle biri var ki; ağzımıza hoş gelecek olanı, gözümüze güzel görüneni bilir, hoşlanacağımız tarzda kokulandırıp, bedenimizi beslemeye varıncaya kadar her şeyi bilir birisinin işidir der.

İşte Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) diyor ki; Bu nimetleri bize veren sultanımızın, bu saydığımız vasıflarını bilmek, her şeyi ihata eden ilmini görmek, her şeyi yapabilir kuvvet ve kudretini derk etmek ve şükrederek yemek, bu manâları kalpten ve akıldan geçirip hissetmekle bu nimetleri bize vereni düşünmek,bütün gün aç kalıp bir şey yemeyip, oruç tutan bir kimse gibi çok kazanır demektir.

Çünkü orucun bize kazandırdığı ve bizleri düşünmeye, anlamaya sevk ettiği çok fayda ve hikmetlerinden birisi de, gün boyu aç kalmak ile Allah’ın (c.c.) nimetlerine ne kadar muhtacız ve her birinin ne kadar kıymetdâr olduğunu bize bildirmesi ve göstermesidir. Ve iftar vakti, akşam ezanının “yiyebilirsiniz” emriyle yemeğe başlayınca, bu hakikati çok daha iyi idrak etmiyor muyuz…?

Öyleyse bizde her yediğimiz ve içtiğimiz de çok şükredelim, bu manâları hep hatırımızda tutalım, düşünelim. Böylece orucun sevabına, ecrine de hissedar olalım. Sakın yanlış anlaşılmasın. Ramazan ayında tutmamız gereken farz orucu yerine geçmez ancak sevap bakımından oruç tutan kimse gibidir demektir.


HADİS : 14

Yemeğin bereketi,
öncesinde ve sonrasında elleri yıkamaktadır. 

14 بَرَكَةُ الطَّعَامِ الْوُضُوءُ قَبْلَهُوَالْوُضُوءُ بَعْدَهُ

Hadisler nasıl da bizi terbiye edip, hakiki bir Mü’min ediyor.

Yani siz ellerinizi yıkayarak sofraya oturacaksınız, “Bismillâh” ile başlayacaksınız, âhirde şükredecek “Elhamdûlillâh” diyecek ve sofradan kalkınca da ellerinizi yıkayacaksınız. Bu ise maddi ve manevi bereketi netice verecek.

Bu bereketten anlamalıyız ki;
Evvelen (ilki): yediğiniz yemek bereketlenir yani bollanır, evinizde bolluk olur demektir. Hem yediğinizde doyarsınız, sizi doyurur da demektir.

Sâniyen (ikincisi): Yediğiniz o yemekten feyizlenirsiniz. Mânevi bir lezzet dahi o yemeğe ve yemenize tesir eder, hissedersiniz demektir.

Sâlisen (üçüncüsü): Bereketin manevi bir tesiri evinizde de hâsıl olup, saadet ve huzurunuza sebep olur. Hem o feyize mazhar olanlardan teşekkül eden bir hanede umumi bir feyiz hissedilir demektir.

Râbian (dördüncüsü): Hem yemeğinizi sünnet-i seniyyeye ittiba ederek yemenizle, o yeme ve içme gibi sıradan işlerinizi de ibâdet hükmüne çevirir (namaz yaşına gelenlerin namazlarını kılması şartıyla). Ve o bereket âhiretinizde size fayda verecek şekle girer ve sizi orada da ihyâ eder, sevindirir demektir.

Bakınız bu bereketlilik sadece dünyamıza bakmıyor, âhiretimize kadar uzanıp fayda veriyor. Bütün bu fayda ve menfaatleri terk etmek tam bir akılsızlık bildiğimizden, hadislere yani sünnet-i seniyyeye ittibâ edelim, Peygamberimiz’in (sallallahû aleyhi vessellem) ahlâkıyla ahlâklanalım.

Unutmayalım …
Yemeğin bereketi, öncesinde ve sonrasında elleri yıkamaktadır.


HADİS : 15

Mü’min, tek bağırsaklık yer,
Kâfir ise, yedi bağırsaklık (dolduruncaya kadar) yer ! 

15 اَلْمُؤْمِنُ يَأْكُلُ فِي مِعًى، والْكَافِرُ يَأْكُلُ فِي سَبْعَتِ أَمْعَاءٍ

 

Yemek içmek adâbı ve ölçüsü bile ne kadar önemli…

İslâm öyle bir dinki, insanın bütün harekâtını düzenliyor, tanzim ediyor ve sevapdar yapıyor.

Allah (c.c.) bizlere bu kadar leziz ve çeşit çeşit yemekleri, taamları sadece karnımızı doyuralım diye vermiyor. O’nu bilip, tanımamız için bu kadar çeşitliliği ve zenginliği yaratmış. Demek karnı doyurmak en esas maksadı değil, belki ikinci, üçüncü sırada geliyor.

Bu şuura ermiş takvalı Mü’minleri, kâfirlerden ayıran bir özellikleri de, yemek yemeleriymiş. Kafirler sadece nefsi için yer, lezzet için yer ve tıka-basa doyuncaya kadar yerler.

Mü’minler ise, yemek yemenin bile şükrün bir vesilesi olduğunu bilip, ihtiyacı kadar yerler.

Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) diyor ki: Midenizin üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de boş bırakın.

Demek Mü’min olan, sofradan tamamen tok olarak kalkmaz. Biraz aç kalkar. Hem çok sevap kazanır, hem de çok sağlıklı yaşar. Tıp ilminde çok ileri gitmiş ve meşhur olmuş İbn-i Sina diyor ki, hastalıkların yüzde sekseni çok yemekten, mideyi çok doldurmaktan ve çok sık yiyor olmaktan ileri geliyor.

Hem sofradan çok yiyerek tok kalkan adam, rehavet ile kalkar. Daha ibadete nefsi onu bırakmaz. Tam doymuş bir mide namaza kalkmak istemiyor. O vakit bu tarz yemek bize yarar değil, mânen de çok büyük zarardır.

Herşeyiniz, herşeyimiz güzel olsun. Mü’mine bakıldığı zaman herşeyi güzel görünendir. Arsız insanlar gibi yemeklere saldırıp, hepsini ağzına ve midesine tıkmak değil, ihtiyacın kadarını yiyip “Elhamdûlillah” deyip sofradan kalkmaktır.


HADİS : 16

İnsanlara teşekkür etmeyen
Allah’a da şükretmez. 

16 مَنْ لا يَشْكُرُ النَّاسَ لايَشْكُرُ اللهَ

İnsanlara teşekkür etmemek kişinin ya kabalığındandır yahut hakikatte verenin Allah (c.c.) olduğunu bilir ama insanlara teşekkür eden biri değildir. Her ikisi de fenadır…

Mesela bazen kapınız çalar, bir komşunuz size yemek gibi bir ikramla gelir. Hakikatte o ikramı bize gönderen Allah’tır (c.c.). Fakat o komşunun bize ikram etmek istemesini buna vesile kılar. Komşunun getirdiklerini alıp, kendisine teşekkür etmemek ne kadar çirkindir anlamak istersen tersinden düşün ki; Bir arkadaşının ihtiyacına yardım etsen veya ona bir hediye alsan, o da size hiç teşekkür etmese nasıl bu hoşunuza gitmez, hatta bir daha ona yardım etmek, hediye almak dahi istemezdin. Demek Allah’ın (c.c.) nimetlerinin bizlere ulaşmasında vesile olan insanlara da teşekkür edilir, edilmelidir. Hele bize yardım eden, ikramda bulunanların, bize vermek istemelerini, Allah (c.c.) nimetlerine vesile kıldığını unutmamak gerektir.

Eğer İnsan bir başkasından iyilik veya ikram gördüğü zaman, o insanlara karşı teşekkür etmiyorsa, kendisine yardım edene vefâ göstermiyorsa, böyle bir kalbe, ahlâka sahip olan o insan, Allah’ın (c.c.) kendisine verdiği hadsiz nimetlerine karşı da şükretmez demektir.

Demek hadisin iki veçhi de hakikattir ki, en önemlisi; İnsanlara teşekkür etmiyenin, Allah’a da şükreden bir kul olmadığına delil olması ile, Allah’a karşı hakikat-i hâline işaret eder. Diğer veçhi ise, müddet-i ömründe çok işlerinde kendisine vesile olan insanlara teşekkür etmemiz gerektiğini de bize bildirmektedir…

Eğer Allah’ın (c.c.) üzerimizdeki hadsiz nimetleri denilince aklınıza sadece yiyecek ve giyecek geliyorsa onlara ilaveten şunları da düşün ki; Hiç olmayıp yaratılmamız, hayvan olmayıp insan olmamız, sağlığımız, görüyor, işitiyor, konuşabiliyor olmamız, bedenimizin ihyâsı, rızıklanmamız, ağzımızdaki dişlerimizden, havadaki oksijenden, tepedeki güneşe kadar, tâ ailemiz, çocuklarımız, kardeşlerimizden tut, bize yakın olan arkadaş ve dostlarımız, barınmamız, sahip olduğumuz eşyalarımız ve özgür olup esir olmamamızdan ve en önemlisi olan imanlı bir kalbe sahip olmaya kadar ve daha nice hadsiz nimetleri de sen düşün ve ilave et ki, bize bütün bunları ihsân eden Cenâb-Erhamürrâhimîn’dir.

[kitapçığın devâmını okumak için alttaki sayfa sayılarına tıklayınız]

—————————-
   9:   İTirmizî, “Yemek”, 18. (1816); Müslim, “Zikir, dua, tevbe”, 24. (89) 
10:   Tirmizî, “Yiyecek”, 9. (1799); Ebû Dâvud, “Yiyecek”, 19. (3776); İbn-i Mâce, “Yiyecek”, 8. (3266) 
11:   Dârimi, “İçecek”, 20. (2126); Buhârî, “İçecek”, 26. (250-251); Müslim, “İçecek”, 16. (122-123); Ebû Dâvud, “İçecek”, 19. (3727); Tirmizî, “İçecek”, 13. (1884); İbn-i Mâce, “İçecek”, 18. (3416-3417) 
12:   Buhârî, “İçecek”, 25. ; Tirmizî, “İçecek”, 16. (1889); Ebû Dâvud, “İçecek”, 20. (3728); İbn-i Mâce, “İçecek”, 23. (3427) 
13:   Dârimi, 2030; İbn-i Mâce, “Oruç”, 55. (1764-1765); Müsned, 4. (343); 
14:   Tirmizî, “Yiyecekler”, 39. (1846); Ebû Dâvud, “Yiyecekler”, 11. (3761) 
15:   Buhârî, “Yiyecekler”, 12. (200); Müslim, “İçecek”, 34. (2060-2061); Tirmizî, “Yiyecekler”, 20. (1818-1819); İbn-i Mâce, “Yiyecekler”, 3. (3256-3257) 
16:   Tirmizî, “Birr ve Sıla (hayır ve sıla-i rahim)”, 35. (1954-1955); Ebû Dâvud, “Edeb”, 11. (4811)

Bir cevap yazın