40 Hadis Yaşayalım mı?

 3,667 total views,  2 views today


HADİS : 17

Ey evladım,
ailenin yanına girdiğin zaman onlara selâm ver.
Bu senin ve onların üzerine bereket olur. 

17 يَا بُنَيَّ إِذَا دَخَلْتَ عَلَى أَهْلِكَ فَسَلِّمْ يَكُنْ بَرَكَةً عَلَيْكَ وَعَلَى أَهْلِ بَيْتِكَ

Hatırlayınız, ondördüncü hadiste “yemeğin bereketi, öncesinde ve sonrasında elleri yıkamaktadır” diyordu ve orada berekete dair izahlar getirmiştik. Hatırlamak için okursunuz…

Ne diyor yüce Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem), ailenizin yanına girdiğiniz zaman onlara selâm ver. Yani dışarıdan eve gelince, evin içindekilere selâm verin, onlara “Esselâmu Aleykûm   (السَّلَامُ عَلَيكُم)” diyerek selam ve dua da bulunun. Bu hem selâmı veren için, hem de aile halkın için bereket olur.

Hatta diyorum ki, bugün evlerimiz çok odalıdır. Anne ve babanız evin bir odasında otursalar ve siz kendi odanızda epey bir müddet kalıp sonra yanlarına oturmaya gitseniz yine de içeri girince onlara selâm veriniz. Hem bu hadise, hem de “Selâmı yaygınlaştırınız” hadisine mazhar olursunuz.

Selâm vermenin anlamını, manâsını biliyor musunuz?

Bir ciheti şudur ki; Es-Selâm, Cenâb-ı Hakkın (c.c.) bir ismidir. Ve Es-Selâmu Aleykûm demek ile, Allah’ın (c.c.) selâmeti üzerinize olsun, sizi emin olanlardan kılsın diye dua etmektir. Hem selamı, “es-Selamu Aleykum diyerek söylemek Selâm ve selâmetin, Allah’ın (c.c.) es-Selâm isminin bir tecellisi olduğunu bilip, O ismiyle Allah’tan (c.c.) istemek demektir.

Hem madem bereketin manâsı yalnız bolluk demek değildir, feyiz, ihsân, lütûf da demektir. Ailene selâm vermek nice ihsanların ve lütufların açılmasına da bir anahtar olur.

Selâm vermeye dili alıştırmalı, lâkin dinimiz ne emrediyorsa, bu fıtratımıza, tabiatımıza zaten en yatkın olandır, velev ki; günahlarımız yüzünden fıtratımız çok bozulmuş olmasın.


HADİS : 18

(Aranızda) Selâmı yayınız,
(birbirinize) yemek yediriniz,
Allah’ın (c.c.) size emrettiği gibi birbirinizle kardeşler olunuz. 

18 أَفْشُوا السَّلَامَ وَأَطْعِمُوا الطَّعَامَ وَكُونُوا إِخْوَانًا كَمَا أَمَرَكُمْ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ

İnsanın fıtratına en uygun dinin İslâm olduğunu her şeyi ile tasdik ettiriyor. Evet, muhabbet güzeldir, birbirini sevmek güzeldir, güler yüz, tebessüm, insanları birbirine sevdirir, mutlu eder. Bütün güzellikler İslâmdadır ve İslâmdan çıkmıştır.

Epeydir görmediğiniz veya göremediğiniz bir arkadaşınız, size biriyle selâm gönderse, bu sizi mutlu ederdi değil mi… Unutmadığını düşündürür, size değer verildiğini hissederdiniz. Ve o selâmın size iletilmesiyle, o arkadaşınıza karşı muhabbet ve yakınlık hissederdiniz.

İşte Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) diyor ki, “selâmı yayınız”.
Yani, birbirinize selâm veriniz ve arkadaşlarınıza da selâm gönderiniz. Hatta arkadaşlarınızın arkadaşları olan tanımadıklarınıza dahi selâm göndermeniz, daha onlarla karşılaşmadan aranızda bir arkadaşlığı tesis eder. Sonra bakarsınız da dost oluvermişsiniz.

Hem biliniz ki, selâm veren sevap kazanır. Her selâmı için ayrı bir sevap yazılır ve âhirette kendisine mükâfat ve hediyeler olarak geri döner.

Hem ne diyor Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem), birbirinize yemek yedirin, birbirinizi misafir edin, ikramda bulunun. Birbirinize hürmet gösterin, muhabbet gösterin, birbirinizle kardeşler olun.

Kardeş olun derken neyi nazarımıza veriyor ?
Allah’ın (c.c.) bir emri olduğunu. Evet Allah (c.c.) diyor ki; “Muhakkak ki Mü’minler kardeştirler !” 18.1 Demek, ne dil, ne ırk, ne renk, ne uyruk önemli değildir ve bir üstünlük sağlamayacaktır. İslâmiyet ve Ümmet olmak bunların hepsinin fevkindedir, üstündedir.

Peki kardeşliğin esası nedir?
Sevmek, saymak, saygı göstermek, hürmet etmek, sahip çıkmak, incitmemek, muhabbet etmek, ihtiyacı varsa yardım etmek, birbirini Cennete davet etmek. Yani Cenneti kazandıracak amellere, işlere kardeşini de davet etmek…


HADİS : 19

Sizden biriniz ayakkabısını giyeceği zaman
sağ taraftan başlasın.

Çıkaracağı zaman da sol taraftan başlasın.

Böylece sağ ayağınız ayakkabı giyerken ilk,
çıkarırken sonuncu olsun.

19 إِذَا انْتَعَلَأَحَدُكُمْفَلْيَبْدَأْ بِالْيَمِينِ وَإِذَا نَزَعَ فَلْيَبْدَأْ بِالشِّمَالِ فَلْتَكُنْ الْيُمْنَى أَوَّلَهُمَا تُنْعَلُ وَآخِرَهُمَاتُنْزَعُ

Ne kadar çok şey öğrendik. Öğrendiklerimizi tatbik etmeye başlayınca, her şeyimizle Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem)‘e benzemeye çalışıyoruz, ona benzemek, onun gibi hareket etmek ile Allah’ın (c.c.) nezdinde kıymette de yükseliyoruz.

Sağ tarafınız neresi biliyor musunuz?
Eğer bilmiyorsanız hemen bir büyüğünüze sorup öğreniniz. Genelde herkes sağ eliyle kalem tutar ve yazar, sizde bu şekilde aklınızda tutabilirsiniz.

Peki ne yapacakmışız?
Ayakkabı, terlik hatta çorapları bile giyerken önce sağ taraftan başlayacağız. Sonra sol tarafı giydireceğiz. İşte bu kadar kolay….

Peki çıkarırken ne yapacağız?
Tam tersini. Önce sol taraftan çıkarmaya başlayacağız, sonra sağ tarafa geçeceğiz.

Peki neden böyle yapacağız?
Şüphesiz ki Peygamberimizin (sallallahû aleyhi vessellem) her şeyi, her yaptığı Cenâb-ı Allah’ın (c.c.) katında en makbûlü ve en doğrusudur. Her şeyin fenni hikmetini, tıbbi maslahâtlarını bilemeyebiliriz. Fakat din bir teklif olduğundan, kayıtsız şartsız teslim olanlarla, olmayanların ayrılacağı şu dünya imtihanında, biz Peygamberimizin (sallallahû aleyhi vessellem) dediklerini yapar, hem sevap kazanırız, hem de Allah’ın (c.c.) rızasını…

Elhâsıl, ayakkabımızı önce sağ taraftan giymeye başlarız, sağ el ile yemek yeriz, sağ el ile yazarız, abdestte önce sağ tarafımızı yıkar, yatınca sağ tarafımıza döner uyuruz …. vesselâm.


HADİS : 20

Allah’ım!
Erkek ve dişi bütün şeytanlardan
ve onların kötülüklerinden, şerlerinden Sana sığınırım. 

20 إِذَا دَخَلَ الْخَلاءِ قَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْخُبُثِ وَالْخَبَائِثِ

Bilirsiniz kirli ve pis yerlerde habis (kötü ve çirkin) ruhlar olur. Yani, şeytanlar ve şeytan gibi mahlûklar oralarda bulunabilir. Gerçi şehirlerde evlerimiz ve tuvaletlerimiz çok temiz de olsa, neticede hâcetimizi oraya yapıyoruz, oralarda avret yerlerimizi açıyoruz. Her zaman tedbirli olmanın bize faydası var. Hem her şeyi gözümüzle de görüyor değiliz. Gözümüzle görmediğimiz için yok diyemeyiz. Nasıl melekleri görmüyoruz ama her yerde varlar, aynen şer ruhlu mahlûklarda her yerde olabilirler.

İşte onlardan zarar görmemek için, Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) bu dua’yı bize tavsiye etmiş.

“Allahım! Erkek ve dişi bütün şeytanlardan ve onların kötülüklerinden, şerlerinden sana sığınırım”

Gayet kolay bir dua, pek kolayca ezberlenir…

Unutmayın, tuvalete sadece evlerimizde girmiyoruz, çarşıda, pazarda, sokakta umumî tuvaletlere de giriyoruz. Hem oraları evimizdeki tuvaletlerimiz kadar temiz olmaz ve çok insan girip çıkar. Bu dua’yı mutlaka okuyarak içeri giriniz. İçeriye girmeden önce, henüz dışındayken bu dua’yı okursunuz ve hemen girersiniz.

Peki sadece ihtiyaç gidereceğimiz zaman mı bu dua’yı edeceğiz?

Hayır! Sadece ellerinizi yıkamak için bile girecek olsanız, ihtiyaç giderilen (tuvalet gibi) her nereye girerseniz bu dua’yı edersiniz.

Aklımızdayken diyelim!
Belki arkadaşlarınız der ki, biz dua etmiyoruz ama bize bir zarar gelmiyor, hiçbir şey olmuyor.

Sakın öyle düşünmeyin, aldanırsınız.
Dişlerini düzenli fırçalamayan birinin dişleri de hemen çürümez ve dökülmez ama gözleriyle görmese de, fark etmese de dişleri her gün zarar görür, tahrip olur ve bir zaman sonra çürür ve nihayetinde dişsiz kalır. Aynen bunun gibi, bu dua’yı yapmazsanız o mahlûkların size maddi ve mânevi zarar vermesine müsaade etmiş olursunuz.


HADİS : 21

Kim insanlara merhamet etmezse,
Allah’da ona merhamet etmez.
 

21 مَنْ لا يَرْحَمُ النَّاسَ لا يَرْحَمُهُ اللهُ

Sizler güzel işler yaparsanız, güzel şeyler ortaya koyarsanız Allah’da (c.c.) size güzel muamelede bulunur. Eğer sizler çirkin işler yaparsanız, o zaman da Allah (c.c.) size bunların hesabını sorar.

İnsanlara merhamet ve şefkat etmeyen, onlara acımayan, eziyet eden, kötülük eden, canlarını acıtan insan, sadece ismi insan olup hakikatte vicdandan uzak, hayvandan aşağıdır. Bu tarz insanların varlığı dahi umumu rahatsız eder.

Her zaman kendinizi yardıma muhtaç olanların yerine koyun. Size karşı kötülük eden, zarar veren, canınızı acıtan, yardım etmeyen merhametsiz insanlara karşı hissiyatınız ne olurdu? Onlara çok kızardınız ve belki de nefret ederdiniz değil mi?

İnsanları sevmeyen ve onlara acımayan, yardım ve merhamet etmeyen, kötülük eden bir kalp, kalp olamaz, böyle bir kalbi taşıyan da insan olamaz. Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) bu hakikati bize söylemiş ve merhametli olmaya bizleri davet etmiş.

Biz insanlara merhamet etmezsek, Allah’da (c.c.) bize merhamet etmez.

Merhamet etmek demek, zor durumda olanlara el uzatmak, ihtiyaç içinde olanlara yardım etmek, sıkıntısı olanlara destek olmak, hasta olsa ziyaret etmek, yaşlı ve ihtiyar olanların kendi başlarına yapamadıkları şeyler için onlara yardım etmek, otobüslerde onlar ayakta ise kalkıp yer vermek, kim ihtiyaç içinde ise yardım etmeye çalışmak, kimin acısı varsa ona el uzatmak, eğer gücümüz yetmiyorsa hiç olmazsa onlar için dua etmektir.

Merhametin en önemlisi ise, ebedî hayata bakandır. Yapmak istemediği halde veya bilmediği için Allah’ın (c.c.) razı olmayacağı şeyleri yapanlara, sonradan pişmanlık duyanlara, âhiretleri adına onlara merhamet edip kurtulmaları için dua etmek, niyazda bulunmaktır. Eğer elinizden gelse yapabilseniz, belki onlara âhiretlerini kurtarmaları için İslâmın hakikatlerini anlatmak veya okuyabilecekleri bir kitabı hediye etmektir.


HADİS : 22

İnsanların arasında söz taşıyıp fesada sebep olan
Cennete giremez! 

22 لا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَتَّاتٌ

Aman dikkat.
Söz taşımak ne kadar kötüdür, anlamaya çalışalım.

Mesela, bir arkadaşınıza söylediğiniz sırrınızı, o gidip başkalarına anlatsa ve o sırrınız, sır olmaktan çıksa, herkes biliyor olsa bu sizi ne kadar çok üzer düşünün. İşte bunu yapanlardan asla olmayın.

Birde insanların arasını bozmak için, arkadaşlarının arasını açacak tarzda, arada laf taşıyıp, küslüğü ve tartışmayı netice veren kişilerin de cennete girmeyeceğini söylüyor.

Önceki hadislerden anladınız ki, İslâm dini her zaman güzellik, arkadaşlık, yardımlaşma üzerinedir ve bunu teşvik eder. Buna ters düşen her şeyi reddeder, istemez. İşte bu size ve bize bir ölçü olsun.

Öyle insanlar vardır ki, iki kişinin konuşmasını duyar ve gider onu üçüncü kişiye hemen anlatır. Ve öyle insanlar vardır ki, bu konuşmaları, insanların arasını bozmak için yapar. Ve bazen de işin sonunu düşünmeden konuşur, gider ona buna anlatır, küslüğe, kırgınlığa, fesada sebep verir. Fakat o zarardan ve yaptığından mes’ul olur.

Size sır verilirse onu ebedîyen saklayın. Kimseye demeyin.

Eğer birileri hakkında güzel şeyler duymasanız, onu gidip hemen başkalarına aktarmayın. Arkadaşlarınızın birbirlerine küsmelerine veya tartışmalarına sebep olmayın dikkatli davranın. Asla bu tarz şeyleri yapanlardan olmayın.

Hem iki arkadaşınızla otururken, yanınızda olmayan arkadaşlarınızı da çekiştirmeyin, onlar hakkında güzel olmayan şeyler konuşmayın, bu gıybet olur, çekiştirme olur. Yanlarında olmadığın halde iki-üç arkadaş, seni sürekli çekiştirselerdi ve hakkında güzel olmayan şeyleri konuşsalardı, bu hoşuna gitmezdi değil mi? O halde aynı duruma düşmemek için söz taşımaktan, fesada sebep olmaktan kaçınalım, bilakis Mü’minlerin arasını bulan onları barıştıranlardan olmaya çalışalım.


HADİS : 23

Üç kişinin ikisi fısıldaşarak konuşmasınlar.
Çünkü bu üçüncüsünü üzer (rahatsız eder) 

23 لا يَنْتَجِي اثْنَانِ دُونَ الثَّالِثِ فَإِنَّ ذَلِكَ يُحْزِنُهُ

Baktınız ki, iki arkadaşınız yan yana oturmuş, sizde yanlarına gidip oturdunuz. Onlara üçüncü oldunuz. Bu iki arkadaşınız ise seslerini sana duyurmamak için gizlice fısır fısır konuşmaya başladılar.

Zannedersin ki, seninle paylaşmak istemedikleri bazı şeyler konuşuyorlar. Belki senin hakkında konuştuklarını da düşünürdün. Bu da seni üzerdi.Belki konuşmuyorlar, belki kötü şeyler de konuşmuyorlar ama senin duymamanı istemeleri, kendi aralarında fısıldaşmaları, sana kendini dışlanmış gibi hissettirir, seni aralarına almıyorlar diye hissettirirdi. O halde sizde başkalarının yanında böyle sessizce kendi aranızda fısıldaşarak konuşmayın. Lâkin yanınızdaki arkadaşınız kendisi hakkında konuşuyorsunuz sanıp, alınır.

İslâm dinimizin güzelliğini ve her insanı hakiki bir insan yapmasını ve her ferdi tek tek düşünmesini, her hakkı muhafaza etmesini, kimseyi incitmemesindeki ulvîliği, yüceliği ve güzelliği fark edip anlıyorsunuz…

Eğer yüce Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) bizlere bu nasihatleri ve dersleri vermemiş olsaydı, biz bu incelikleri belki düşünemeyebilirdik. Çok hatalar yapıp, çok günahlara girebilirdik.

İşte Peygamberimizin (sallallahû aleyhi vessellem) gelmesi, Allah’ın (c.c.) bize olan rahmetine, şefkâtine, merhametine bir delildir. Rızasını nasıl kazanacağız ve O cennete nasıl gireceğiz ve Cehennem’den nasıl kurtulacağız, bize yol gösterip öğretmesidir.

Kainattaki yıldızlar adedince şükürler olsun ve Peygamberimize (sallallahû aleyhi vessellem) salât-ü selâm olsun.


HADİS : 24

Haklı olduğu halde münâkaşayı terk edene
Cennetin kenarından;

Şaka dahi olsa yalanı terk edene
Cennetin ortasından;

Huyunu, ahlâkını güzelleştirene de
Cennetin en yüksek yerinden
bir köşk verilmesine kefilim.

أَنَا زَعِيمٌ بِبَيْتٍ فِي رَبَضِ الْجَنَّةِ لِمَنْ تَرَكَ الْمِرَاءَ وَإِنْ كَانَ مُحِقًّا وَبِبَيْتٍ فِي وَسَطِ الْجَنَّةِ لِمَنْ تَرَكَ الْكَذِبَ وَإِنْ كَانَ مَازِحًا وَبِبَيْتٍ فِي أَعْلَى الْجَنَّةِ لِمَنْ حَسَّنَ خُلُقَهُ 24 

Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) Cenâb-ı Hakkın (c.c.) nezdinde “habibim” dediği bir zâttır. Yani Resûlünü (sallallahû aleyhi vessellem) çok sever ve Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) Cennette bir köşk verilmesine kefil ise, vaad ediyorsa, Allah’da (c.c.) bunu bize verir.

Bir işaret parmağı ile kameri (ay’ı) ikiye ayırmak istemesini kabul edip, kameri iki parça eden Zât, elbette kefil olduğu Cennetteki köşkleri de verecektir.

Mesela, arkadaşınızla konuşurken anlaşamadınız. O dedi ki “benim dediğim gibidir…” ve “ben haklıyım”. Baktınız ki mesele tartışmaya doğru gidiyor. Haksızsanız zaten münâkaşa etmekle bütün bütün haksız olursunuz. Eğer haklıysanız da Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) diyor ki, haklı bile olsanız, münâkaşaya sebebiyet vermemek için oradan ayrılın veya çekilin. Yani tartışmayın. Öfkenize hâkim olun, sabırlı olun asla kavga etmeyin. İşte siz Allah’ın (c.c.) rızası için bu olgunluğu ve sabrı gösterseniz, Cennetin kenarından bir köşk sizin olacak!

Hem bazen bu münâkaşalar yüzünden araya küslükler girer, konuşmamazlık girer. Hem Mü’minlerin üç günden fazla konuşmamaları, küs kalmaları haramdır yani günahtır. Hem siz anladınız ki, dinimiz her zaman güzellikten yanadır ve güzeli ister. Demek ki, kavgayı ve küslüğü netice verecek tartışmalardan kaçınacağız. Evet Cennette koca bir saray az bir şey değildir, bu kadar azîm ve büyük bir hediyenin verilmesi, münâkaşa edenin “haklılığını” isbat davasında nefsin hatırını kırıp, eneyi, gururu, kibiri bırakıp, “tamam kardeşim” deyip, haklı olduğu halde çekilmesindendir. Ve mükâfatı Cennetin kenarından bir saraydır.

Bir şey daha var ki, yalan söylememek!

Yalan söyleyeni kimse sevmez. Bazen şakalarımız da yalan oluyor. Yani şaka yapayım diye olmayan birşeyi söylüyoruz, bu da yalana giriyor.

Yalana karşı öyle bir nefret var ki, şakadan dahi olsa istenmiyor.

Çocuklar biliyorsunuz yalan; olmayan birşeyi söylemektir. Karşınızdaki insanları yanıltmaktır, “olmayan şeyleri var sanırlar” ve onları aldatmış olursunuz ve yalan insanları aldatmak demektir. Unutmayın Allah’ı (c.c.) aldatamazsınız! Yalan söyleyenlerin yalanları onları mes’ul edip, âhirette başına büyük dertler açar. Allah (c.c.) bizden temiz insanlar olmamızı istiyor, çünkü Cennet makamlarına temiz insanlar girer. Peygamberimiz’de (sallallahû aleyhi vessellem) bu çirkin işten sakınanlara Cennetin ortasından bir köşk verileceğini müjdeliyor.

Bizde yalan gibi çirkin bir hasletten şeytandan kaçar gibi kaçalım, hatta şakalarımız dahi hep doğru olsun. Hz. Peygamber (sallallahû aleyhi vessellem), hizmetlisi Enes’e de şaka yaparken ona “iki kulaklı” dermiş. Bakın hem lâtife ediyor, şaka yapıyor hem de şakanın içinde doğruyu söylüyor. Evet, elbette ki insanlar iki kulaklıdır, Hz. Enes’de (r.a.) öyle idi…

Peki şimdi Cennetin en yüksek yerinden bir köşk-saray kazanmak istermisiniz?

Huyumuzu ve ahlâkımızı güzelleştireceğiz o halde…

Zaten huyu ve ahlâkı güzel olanın ağzında yalan olmaz, münâkaşa edenlerden değildir, söz taşımaz, küfür etmez, büyük günahlardan olan kumar ve içkiden uzak durur, yaklaşmaz, insanlara yardım eder, güzel sözler söyler, yalan söylemez, hep iyilik üzeredir, hep hayırlı işler içindedir ve arkadaşları, komşuları elinden ve dilinden emindirler.

Peki neden Cennetin en yüksek yerinden bir saray veriliyor ?

Çünkü her çirkinliğin başı ve menşei kötü ahlâk olduğu gibi, her güzelliğin ve hayrın başı ve menşei’de güzel ahlâktır. Ahlâkı ve huyu güzel olandan çirkin işler sûdur etmez, ortaya çıkmaz.

İnsanın ahlâkını ve huylarını güzelleştirmesi, ancak terbiye-i İslâmiye ile mümkündür. Bu dahi gayret ister, mücadele ister. Evet, ne dersiniz ? – güzel olmayan huylarımızı “güzelleştirmek” ile Cennetin en yüksek yerinden bir köşkü kazanmaya…

[kitapçığın devâmını okumak için alttaki sayfa sayılarına tıklayınız]

 

—————————-
17:   Tirmizî, “Sosyal hayattaki edeb”, 10. (2698) 
18:   İbn-i Mâce, “Yiyecekler”, 1. (3252); 
18.1:   اِخْوَةٌالْمُؤْمِنُونَاِنَّمَا (Muhakkak ki Mü’minler kardeştirler) – Hucurât Sûresi : 10. Âyet 
19:   Tirmizî, “Giyecekler”, 37. (1779); Ebû Dâvud, “Giyecekler”, 41. (4139) 
20:   Ebû Dâvud, “Temizlenme”, 3. (4); Tirmizî, “Temizlenme”, 4. (5); Nesâî, “Temizlenme”, 18. (19) 
21:   Tirmizî, “Birr ve Sıla (hayır ve sıla-i rahim)”, 16. (1922); Müslim, “Fedâil”, 66. (2319) 
22:   Buhârî, “Edep”, 50. ; Ebû Dâvud, “Edep”, 33. (4871); Müslim, “İman”, 45. (169) 
23:   Ebû Dâvud, “Edep”, 24. (4851); Buhârî, “İzin isteme”, 47. (142) 
24:   Ebû Dâvud, “Edep”, 7. (4800); Tirmizî, “Birr ve Sıla (hayır ve sıla-i rahim)”, 58. (1993) *Tirmizî de: Yalanı terk edene Cennetin kenarından, Münâkâşayı terk edene Cennetin ortasından – der. 

Bir cevap yazın