40 Hadis Yaşayalım mı?

 3,669 total views,  4 views today


HADİS : 33

Hayra vesile olan
o hayrı yapmış gibidir. 

33 إِنَّ الدَّالَّ عَلَى الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ

Cenâb-ı Erhamürrâhimîn’in rahmetinin hiç kimseyi dışında bırakmadığına delildir ki;

— “Benim iktidarım yok ki, hayır yapayım” diye mey’us olanlara der, bir hayrın ucundan tut, çalış.

Dese;
—“Ben ona da muktedir olamıyorum”, o vakit “hayra vesile ol ya da başkalarını o hayra sevk et veya hayrın önünü aç” sana da o hayrı yapmış gibi sevap yazayım der.

Hayır ise; Allah’ın (c.c.) rızasını gözeterek iyilik yapmaktan ibaret olduğuna göre, neresinden tutarsanız, hakınızda hayır var, sebep olsanız ecriniz var.


HADİS : 34

Her hayır (iyilik) bir sadakadır. 

34 كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ

Yani der ki; haydi hayra koşun. Güzel işler yapmak için yarışın. Her hayrınız bir sadaka ve her sadakaya en az on misli âhirette size verilecek menfaatler, ihsânlar, lütûflar var demek ile bizi teşvik eder, hareketlendirir.

Sadaka vermek her zaman para ile olmayıp, hayırlı olan işleri yapmak veya hayrın yapılmasına imkân vermek, sağlamak ile de olur. O vakit sadaka vermiş gibi olursunuz.

Dikkat ediniz, her hayırlı iş sadaka hükmünde olup, size âhirette menfaatler vereceği gibi “sadaka veriniz, sadaka belâyı def eder” hadisine de mazhar olursunuz.

Madem “Sadaka belâyı def eder” sırrınca, sadakanın böyle bir mahiyeti ve vesileliği var ve madem hayırlı şeyler yapmak sadaka ise, elbette imkânı olanlar hem maddi hem de mânevî gayret gösterecek, imkânı olmayanlar bizim imkânımız yok demek ile mey’us olmayıp, hayırlı işlerin içinde olacak, bir ucundan tutacak.

Bak Cenâb-ı Hakkın (c.c.) fazl-ı keremine, güzel işler yapmak ve güzel insan olmak zaten insan olmamızın bir gereği iken, yaptığımız her hayırlı işe en az on vermek ve sadaka hükmünde kaydetmek, Rahimiyetinin vüs’atini, genişliğini gösterdiği gibi, hayra ve güzelliğe teşvik etmesi de Rahmetinin şümûlüne delildir. Evet hayrı yapan hayırdan ecir alır.

Hem bazen hayırlı işlerden istifade edenler İslâmın hakikatini, güzelliğini görür, tanır, gönülleri ısınır.


HADİS : 35

Yarım hurma dahi olsa (verip)
Cehennem ateşinden korununuz.

Eğer onu da bulamazsanız
(karşınızdakine) güzel bir söz söyleyiniz.

35 اِتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بشِقِّ التَمْرَةِ فَإِنْ لَمْ تَجِدُوا فَبكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ

“Yarım hurma dahi olsa verin, eğer onu da bulamazsanız…” demekle der ki; eğer yarım hurma dahi bulamazsanız, elinizde bulunmazsa o vakit karşınızdakine güzel bir söz söyleyiniz. Eğer bir hurma bulsanız, yarısını veriniz, Cehennem ateşinden korununuz.

Evet, elindekini paylaşmak “az olandan vermek” kıymetlidir. Cehennem ateşine karşı bir nev’i siperdir. Eğer buna imkân bulamazsanız, o vakit karşınızdakine güzel bir söz söyleyiniz, o dahi sadaka hükmündedir der.

Hem hayra teşvik, hem her hayrın karşılıksız kalmayacağına ve az demeden yapılan her hayrın bizi Cehennemin dehşetinden ve ateşinden uzaklaştıracağına, hâlis bir niyet ile yapılan her iyiliğin bize âhirette pek çok menfaatler vereceğine yüce Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) ‘in bize ihtarıdır ve müjdesidir.

Evet İhtardır, bizi Cehennem ateşinden sakındırır, müjdedir az vermek dahi ondan uzaklaştırır.

Bir hadiste der ki, “Tebessüm dahi sadakadır”. Demek yüzündeki tebessüm ile beraber ağzından çıkacak güzel sözler, hatta selâm vermek dahi (ki selâm verdiğinizin hakkında bir dua’dır), sadaka hükmünde olup, seni Cehennem ateşinden korur.

Madem böyledir, son nefesimize kadar sadaka vermek, bulamazsak güzel bir söz söylemek gayretimiz olsun.


HADİS : 36

Hangi Müslüman bir ağaç dikse
ve onun meyvesinden bir insan veya
karadaki bir hayvan veya bir kuş yese,
bu onun için bir sadaka olur. 

36 مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا فَيَأْكُلُ مِنْهُ إِنْسَانٌ، أَوْ دَابَّةٌ، أَوْ طَيْرٌ، إِلَّا كَانَتْ لَهُ صَدَقَةٌ

Evet, ağaç dikmek önemli ve ehemmiyetli ve çok hayırlara vesile olduğu gibi, bir Müslümanın herhangi hayırlı bir işinden, başkaları faydalansa hatta hayvanat dahi menfaat elde etse, kendisine sadaka-i câri’ye olur. Yani, durduğu müddetçe hayır getirir, hayrı yapan ölse dahi ölümünden sonra bile amel defterine sevap yazılır.

O halde, biz öldükten sonra dahi bize sevap kazandıracak işlerle meşgul olmaya bakalım.


HADİS : 37

Uykudan uyanınca yapılacak dua:

Bizi hayatlandıran sonra öldüren ve
sonunda yeniden diriltip kendisine döndüren Allah’a hamd olsun.

37 اَلْحَمْدُ للهِ الَّذِي أَحْيَانَا بَعْدَمَا أَمَاتَنَا وَإِلَيْهِ النُّشُورُ

Bu dua’yı ezberleyelim… İster Türkçesini, isterse Arapçasını. Her uykudan uyanınca bu dua’yı söylemek alışkanlığımız olsun ve dilimize, kalbimize yerleşsin.

Evet uyku bir nev’i ölüm gibidir. Siz uyandığınız da sizi hakikatte uyandıran kimdir? Yani ruhunuzun bedene iadesi ve gözlerinizi açmanız ve size ait şeyleri yine hatırlıyor olmanız ve sanki kabrinizden mahşerde kalkıyormuşsunuz gibi uyanmakla yatağınızdan kalkmanız ve bir cihette yeniden hayatlanmanız elbette ki Hâlık-ı Rahim’e şükretmeyi, hamd etmeyi iktiza eder. Bir nev’i mahşerin provası hükmünde olan yeniden dirilmeyi bize gösteren ve ihtar edip hatırlatan, uyumak ve uyanmak dahi tasarrufunda olan Kadîr-i Rahîm’e yüce Peygamberimizin (sallallahû aleyhi vessellem) öğrettiği tarzda ve aynı ifadelerle hamd edip, uyandırıldığımıza şükür edelim.


 

HADİS : 38

Müslüman –veya Mü’min- olan abdest alırken,
yüzünü yıkadığı zaman,
gözleriyle girdiği günahlar su ile beraber
veya suyun son damlası ile beraber yüzünden çıkar (dökülür gider).

Ellerini yıkadığı zaman da,
elleriyle yapmış olduğu günahlar su ile beraber
veya suyun son damlası ile beraber ellerinden çıkar (dökülür gider).

Tâ ki, günahlarından temizlenir.

إِذَا تَوَضَّأَ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُــ أَوِ الْمُؤْمِنُــ فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَتْ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ نَظَرَ إِلَيْهَا بِعَيْنِهِ مَعَ الْمَاءِ أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ فَإِذَا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَتْ مِنْ يَدَيْهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ الْمَاءِ أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيًّا مِنَ الذُّنُوبِ 38

Her insan hata yapar. Bazen bilerek-bilmeyerek küçük günahlara girer, temas eder. Hâlbuki abdest ile uzuvlarımızın yıkanmasının sadece maddi bir temizlik olmadığını, mânen dahi bir temizlenme olduğunu bize Azîz Peygamberimiz (sallallahû aleyhi vessellem) öğretiyor, bildiriyor.

Demek ki, bir Mü’min abdest alırken, yüzünü yıkadığı zaman, gözleriyle girdiği günahlardan, yani uygunsuz şeylere gözlerini temas ettirmesinden veya onları Allah’ın (c.c.) razı olmayacağı tarzda kullanmasından hâsıl olan günahlar, yüzünü su ile yıkarken veya yüzünü yıkadıktan sonra süzülen suyun son damlası ile beraber yüzünden çıkar, dökülür gider.

Yine insan elleriyle dahi günahlara girebilir ve girer. Bazen arkadaş veya kardeşlerinize veya bir başkasına karşı o ellerini silah gibi kullanır, bazen haram işlerde istimal eder, bazen kendisini yalnız bilir, kimse görmez sanır, kirli ve çirkin işlere temas ettirir, bazen de nefsine ve şehvetine âlet eder boynuna günahları yükler. Sonradan pişman olduğu halde, öncesinde nefsine mağlup olmakla işlediği küçük günahlardan, abdest esnasında ellerini yıkarken veya ellerini yıkadıktan sonra süzülen suyun son damlası ile beraber, o günahlar, mânevi kirler, ellerinden dahi çıkar dökülür gider.

Demek abdest alırken konuşmamak buradan geliyor. Evet, abdestin bu azîm fayda ve menfaatlerini nazara almayıp, manâsız ve lüzumsuz konuşmalarla lakayd kalmak hiç kâr-ı akıl değil ve zarardır. Abdestin bu tarz günahları temizlediğini bilen, bu nev’deki günah ve kusurlarını düşünmeli hatta mahviyet içinde bu temizlenmeyi talep eder bir hâl ile abdest almalı, tamamlamalı.

Ve Mü’min abdestten sonra, bu mânevi temizlenmenin neticesini hemen hisseder, kendinde bir rahatlık, kalbinde bir huzur bulması, bu hadisi tasdik eder.


 

HADİS : 39

Şüphesiz namaz,
amellerinizin en hayırlısıdır. 

39 إِنَّ مِنْ خَيْرِ أَعْمَالِكُمُ الصَّلَاةَ وَلَنْ يُحَافِظَ عَلَى الْوُضُوءِ إِلَّا مُؤْمِنٌ

Yapacağınız en hayırlı amel, namazdır !

Namaz bütün ibadetlerin özü, fihristesi hükmünde olduğu gibi, üzerimizdeki hadsiz nimetler için de külli bir şükürdür. Hem kul aczini, za’fını, fakrını, kusurunu görüp Rabbi karşısında namaz ile O’na iltica eder, sığınır. Hem de şu kainatı bütün mevcudatıyla halk edip yaratan Rabbine hayret içinde Allahu Ekber demekle O’na tevekkül eder.39.1 Böyle bir kul zemin yüzünde halife suretinde kabul edilip, bütün mahlukâtın üstünde bir mertebe ile muhatab alınır.

Evet namaz kılan Allah’a muhatap olur. Bizzat huzuruna çıkar, huzurunda durur.

Namaz Allah’ın (c.c.) emridir ve İslâm’ın beş şartından biri ve en önemlisidir.Namaz kılanın sair mübah amelleri de ibadet hükmüne geçer.39.2

Evet, vakit namazlarını kaçırmamak şartı ile iki namaz arasındaki mübah işlerinizi ibadet hükmüne çevirir. Namaz kılmayan veya aksatanlar bundan mahrum kalır. Bu cihette de namaz, amellerin en hayırlısı olduğuna delil olur.

Hem namaz, insanı, âhiretine zararlı çok şeylerden korur. Her namaz Allah’ı hatırlatır, âhireti hatırlatır, unutturmaz.

Namaz kılmasını bilmiyorsanız, hemen öğreniniz. Hiç zor olmadığı gibi, her kıldığınızda vazifenizi yapmış olmanın huzurunu kalbinizde hissedeceksiniz. Unutmayın çocuklar, ne yaparsanız yapın, namazın faziletine ve sevabına başka amellerinizle ulaşmanız mümkün değildir. Çünkü namaz üzerinize bir borçtur ve amellerinizin de en hayırlısıdır!


 

HADİS : 40

Kulun, Rabbine (Azze ve Celle) en yakın olduğu an,
“secdedir.”

Bu yüzden secdede çok dua edin.

40 أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَهُوَ سَاجِدٌ فَأَكْثِرُوا الدُّعَاءَ

Rabbinize çok yakın olmak istermisiniz?

İşte namazdaki secde O’na en yakın olduğunuz andır. Namaz kılmadığınız anda bile secde edebilir ve o secdelerinizde çok dua edebilirsiniz.

Şöyle düşünün ki; Bir memleketin padişahından bir şey isteyeceksiniz. Ya padişaha mektup yazarsınız veya huzuruna çıkmaya çalışırsınız. Ancak huzuruna da çıksanız sizler gibi çok ihtiyaçlılar olduğundan padişahla tek başınıza görüşemezsiniz. Halbu ki padişahın herkesi tek tek huzuruna alıp kabul ettiğini bir yaveri size haber verse, elbette “nasıl” diye soracak, öğrenecektiniz. İşte namaz içindeki secde böyledir. Bizzat Allah’ın huzurunda olup, O’na (c.c.) en yakın olduğunuz andır.

Sakın yanlış anlaşılmasın, örnekte dedim bir memleketin padişahı çoklarını kabul eder, dinler, sizde onlarla beraberce dinlenirsiniz. Elbette Allah’a kim el açsa, yalvarsa, dua etse zaten hususi olarak konuşur. İslâmiyette Allah ile her kul dilediği zaman konuşur ve hâcetini – ihtiyacını dile getirir. Nerede olsa Allah (c.c.) onu bilir ve duyar. Araya hiçbir aracı konmaz ve lâzım da değildir. Secde ise, Allah’ın (c.c.) huzurunda O’na en yakın olduğunuz, en yaklaştığınız an demektir. Elbette ki o yakınlıkta çokça dua edilir, çünkü Allah (c.c.) kendisine yakın olmanızı ister ve sever.

Cenâb-ı Allah (c.c.) hepimizi kendisine yakın ve secdede çok dua edip, yalvaran, yakaran ve ağlayabilen kullarından eylesin. Amin.

Ersin Miman

—————————-
33:   Ebû Dâvud, “Edep”, 60. (4947); Buhârî, “Edep”, 33. (79); Müslim, “Zekat”, 16. (52) 
34:   Tirmizî, “İlim”, 14. (2670) *Bu konuda Ebû Mes’ûd el Bedri ve Büreyde’den de hadis rivayet edilmiştir. 
35:   Nesâî, “Zekat”, 63. (2550); Müslim, “Zekat”, 20. (67) 
36:   Dârimi, “Alış veriş”, 67. (2613); Müslim, “Musâkât (zirai ortaklık)”, 2. (12) 
37:   Dârimi, “İsti’zân (İzin isteme)”, 53. (2689); Buhârî, “Deâvât (dua)”, 7. (147); Tirmizî, “Dua”, 28. (3417); İbn-i Mâce, “Dua”, 16. (3880) 
38:   Dârimi, “Abdest ve Namaz”, 45. (724); Müslim, “Temizlenme”, 11. (32); Tirmizî, “Temizlenme”, 2. (2); Muvatta’, “Temizlenme”, 6. (31) 
39:   Dârimi, “Abdest ve Namaz”, 2. (661); İbn-i Mâce, “Temizlenme”, 4. (277) 
39.1:   Risâle-i Nûr, Dokuzuncu Söz – ikinci nükte 
39.2:   Risâle-i Nûr, Tarihçe-i Hayat (Envar neşriyat) – sayfa: 466 
40:   Nesâî, “Tatbik”, 78. (1135) 

Bir cevap yazın