“İzâhât, Cemaati Şahsa Bağlar, Kitaba Bağlamaz” deniyor? -1

 1,691 total views,  1 views today

[*] Bu makâlemiz, ehemmiyetine binâen ayrıntılı olarak yazıldığından inşâallah dört bölüm hâlinde yayınlanacaktır.

İzâhât, Cemaati şahsa bağlar, kitaba bağlamaz. Maksadımız, kitaba bağlamaktır.. Zübeyir Gündüzalp” adıyla yapılan paylaşımlar sosyal medya üzerinde dolaşıyor, dolaştırılıyor. Gördüklerimden hiçbirisinin altında “isim hâricinde’ kaynak yazmadığını ve ayrıca “Zübeyir Gündüzalp’in Not Defterinden” kitapçığında ve “Nefıs Muhasebesi” kitapçığında ve “Bir Dava Adamından Notlar” ve “Yolumuzu Aydınlatan Işık” ve “Nur’a Adanan Bir Ömür” ve “Nur’un Büyük Kumandanı” adlı Zübeyir Gündüzalp kitaplarında da bu ifâdenin bulunmadığını beyân edeyim.

Bu ifâdenin, Zübeyir Ağabey’in kaleme aldığı kendi notlarında da olmadığını kendisinin yanında uzun yıllar kalmış olan iki Nûr Talebesiyle görüşerek de öğrendim, yine de paylaşılan bu ifâde üzerinde selâhiyetli olmak gibi husûslar dâhilinde mutâbık olduğumuzu da beyân edeyim. Zâten makâlemiz içinde izâhını yapacağız..

Bunun üzerinden bir tahlîle geçmeden evvel, bir önceki yazımız olan “Risâle-i Nûr’un ‘Hocaya, Müderrise’ ihtiyacı yok mudur?” adlı makâlemizi öncesinde okumanızı öneriyorum zirâ orada yapılan bâzı tesbîtlerin bu makâle öncesinde bilinmesi çok faydalı ve birbirini de tamamlayıcı olacaktır. (Bknz: Risâle-i Nûr’un ‘Hocaya, Müderrise’ ihtiyacı yok mudur?)

Bu mes’ele üzerinden üç ehemmiyetli noktayı nazara vermek isterim: Evvelen, bu gibi ifâdelerin telakkîlerine dâirdir ki; bir önceki makâlemiz ile berâber şimdiki yazımız bunu da tahlîl etmektedir. Sâniyen, bu gibi ifâdeler üzerinden verilen hükümlerin neticesinde bir kısım Nûr Talebelerine veya Cemaatlere karşı yapılan ağır ithâmlardır. Sâlisen, ve bu noktada başlayan bir ayrışmadır ki; istikbâldeki kudsî vazîfeler nazara alındığında asıl problem; getirilen bu noktadır! Ve bu noktada sulhu aramağa ve sulhkârâne muâmeleye mecbûruz!

Elbette bunu bütün Cemaatlere ve fertlere izâfe etmiyorum, gördüğümüz, bildiğimiz, hatta yaşadığımız ve en nihâyetinde de sosyal medya üzerindeki paylaşımlardan ve yorumlardan da tanık olduğumuz bir hakîkati nazara veriyorum.

Berâ-yı ma’lûmat şunu da ifâde edelim ki: İzâhın mâhiyeti, mânâsı ve nev’i hakkında da farklı telakkîler var.  Amma velâkin, ‘şerh’, ‘tefsîr’, ‘tafsîl’, ‘izâh’, ‘beyân’, ‘hâşiye’ elbette farklı kelimeler ve nüansları olmakla berâber ‘aynı maksada’ hizmet ediyorlar. Hatta okunan bahislerin etkisine ve te’sirine dâir yaşanmış misâller de anlatılsa, izâh hükmüne geçiyor zirâ, o bahsin müsbet te’sirâtını nazara veren açıklamalar ve anlatımlar nev’inde oluyor. Ve edebiyâtımız içinde  ‘Anlatım Biçimleri’ adı altında zikredilen dört esâs içine bir yönüyle dâhil oluyor..

Bilirsiniz ki, okunan veya şifâhen dinlenilen bahislerde, kastedilen mânânın tam anlaşılabilmesi için siyâk-sibâk fevkâlâde ehemmiyet arz eder. Bâzen olur ki, söylenen ifâde ile tam olarak ne kastedildiğini anlayabilmek için ifâdenin sâhibi ile müzâkere etmek gerekir. Hatta bâzen de bir davranıştan bir mânâ çıkarırız ve o davranışı kendi anlayışımıza göre yorumlarız,  fâilin niyetini, maksadını, husûsi mi, umûmi mi tam bilmeden kendi anlayışımıza göre te’vîl ederiz ve bu; ‘benim anladığım budur’ veya  ‘benim çıkardığım mânâ budur’ demek olur. Bunlar tabii şeylerdir ancak buradan kesin bir hükme varabilmek için tek başına yeterli değildir. Unutmayalım ki; bizim anladığımız, hükmün illeti olamaz.

Zübeyir ağabeyin “sadırdan değil, satırdan” [1] ifâdesini de hatırdan çıkarmayarak, makâlemizin konusu olan ifâde üzerinde kısa bir tahlîlde bulunup, en önemli ve en ehemmiyetli olan mes’elemize geçmeyi niyet ediyorum. Yâni, gelinen şu noktanın ıslâhına..

Şunu da unutmayalım ki; izâh ve şerh mes’elesine karşı birbirinden farklı telakkîleri olan kardeşlerimizin, kendi tesbît ettikleri delîlleri üzerine kurulu bir hizmet anlayışları vardır. Ve hakîki Nûr Talebelerinin umûm niyet ve gayretleri Lillah için olduğuna göre, her ikisi de muhabbet ve uhuvvet ile mükelleftir, muhabbet ve uhuvvete lâyıktır..

İzâh ve şerh edenlerin ‘kendi kafalarına göre hareket etmediğini’ gösteren bir takım delîller zikredeceğiz. Tâ ki, her iki tarafta birbirini anlasın ve gayr-i münâsib yaklaşımlar içine girilmesin. Hem, Zübeyir Ağabeye isnâd edilen bu sözün de mâhiyetini ve keyfiyyetini tahlîl etmiş olacağız..

▶ EVVELEN : Zübeyir Ağabeyin,  Mehmet Kırkıncı Ağabey’den izâhât istemesi ve izâhât için Zübeyir Ağabeyin ‘selâhiyet sâhibi olmak’ kaydını düşmesi ve Mehmet Kırkıncı Ağabeye ‘sen selâhiyetlisin’ demesi [2] ve dahası; Zübeyir Ağabey, Necip Fâzıl Kısakürek’e, Hazret-i Üstâd’ın da tensibiyle yazdığı mektûbunda Siz, Risâle-i Nûr’u böyle sâdeleştirerek değil, tefsîr, şerh edebilirsiniz, metni aynen koyarak, altına şerh ve tefsîr yapabilirsiniz[3] diye yazması, izâh’ın mutlak mânâda yasak olduğuna dâir bir hükmün bulunmadığına da gâyet açık bir delîldir.

▶ SÂNİYEN : Zübeyir Ağabey’in kendi ses kaydındaki ‘vesvese bahsinde’ yaklaşık oniki def’a araya girip  izâhâtlarının ve anlatımlarının olması, ‘İhlâs’ ders kaydında “03.59 da izah yoktur ama …[4] diyerek izah etmesi ve sâir ses kayıtlarında da bir takım izâhâtlarda bulunması gösteriyor ki; eğer izâhat için kat’i bir men’ etme ve ona dâir bir hüküm bulunsaydı, elbette hiçbir şekilde teşebbüs etmeyecek ve yalnızca Risâlelerdeki metinleri okumak ile yetinecek idi.

▶ SÂLİSEN : Diğer muhterem ağabeylerin de derslerde izâh ettiklerini veya izâh edenlere ilişmediklerini görmemiz lâzım. Bunlardan bâzılarınıkaydedelim :

■ HULÛSİ YAHYAGİL [5]

“Nurun Birinci Talebesi, Hulusi Yahyagil” kitabından kesitler…

Ders Tarzı : Hulusi Ağabey’in ders tarzında kendisine mahsus bir uygulaması vardır. Başta uzunca bir salavat-ı şerîfe, ardından genelde Binbir Hadis, Riyâzü’s-Sâlihîn veya Buhârî Tecrîd-i Sarih Tercümesi‘nden birkaç hadis-i şerif okur.[6]

Önündeki rahlenin üzerinde bulunan risalelerden, çoğu kez başkasına okutarak kısa açıklamalarda bulunur .

Hulusi Ağabey, ders tarzındaki uygulamalarından dolayı tenkitler alır. Hâlbuki o, son ziyaretinde Üstad’ın huzurunda bile aynı tarzı uygulayıp bu konuda Üstad’dan bir nevi icazet almıştır. Bu tarzı uygun bulmayanlara yazdığı bir mektupla son derece nazik ve iddiasız açıklamalarda bulunur:

Üstad’ın ders okumak ve okutmak hususundaki usulünü ileri sürerek bizim ders, sohbet ve müzakere usulümüzü, ona uymadığı için kabule yanaşmamak istiyorsunuz (…) Bu hususta bir izahatta bulunacağım. Onları insafla tetkik ettikten sonra, dilediğiniz gibi harekette serbestsiniz.

Üstad Hazretleri müelliftir. Eserler ilham mahsulüdür. O zat Kadîr ve Hakîm-i Mutlak olan Allah’ın izniyle ve Hakîm ismine mazhar olarak bu hizmete sevk edilmiştir. ‘Bir mesele-i imaniye kalbe gelse, iki yüz ayet birden imdada geliyorlar, yani gönderiliyorlar’ dediğine bizzat şahit olduğum bir zatla, yani sırr-ı icaz-ı Kur’an’ı daima almaya ve vermeye müheyya bir manevî radyo istasyonu halindeki zatla, nasıl kendimizi kıyas edebiliriz.

Üstad Hazretleri kendisine ilham olunan eserleri okuyor veya okutturuyor. Bana bir defa, ‘Kardeşim, ben de senin dersinde bulunmak istiyorum’ dedi. Sonra benim mahcup halimi görünce, ‘Kardeşim, ben demiyorum ki, ben Üstad’ınız değilim. Fakat Said olarak senin dersinde seni dinlemek istiyorum’ diye izah etmiştir ki, bu izahın manası da onun okumasını aynen taklit değildir. Onun nurlu eserlerinden faydalanmak çaresini aramaktır.

Okumak, öğrenmek içindir. Öğrenmek başkalarına öğrendiğini yazıyla veya lisanen söyleyerek nakletmek içindir. Bir şeyi anlamadan okumak, okuyana bir fayda getirmeyeceği gibi, dinleyenlere de faydalı olmayacağını tecrübelerimle anlamış bulunuyorum.”

Derslerde İzah :Hulusi Ağabey, derslerde yeri geldiğinde izahlarda bulunur. Ancak onun izahları Risale-i Nur’un ruhuna tamamen uygun ve çoğu Risale-i Nur’u, Risale-i Nûr’la izah şeklinde olur. İzahların genelde kısa tutulmasından yanadır:

‘Risale-i Nur’u izah ediyorum diye keyfemâyeşa konuşmamalı. Çünkü hiçbir izah metnin yerine geçmez. Metni okuduktan sonra izah yapan ‘Şimdilik manalar bu kadardır’ demeli. Ne kadar asla sadakat gösterirsek, o kadar ilhama mazhar oluruz. Eğer izahlar Nurlarda varsa kabul edilir’ der.” Buradaki son cümleyi selâhiyet sâhibi olmak bahsinin içinde ele alacağız. (Alttaki satırlarda da buna işâret ediliyor.)

Hulusi Ağabey dersler esnasında araya girerek Risale-i Nur’un ruhuna uygun, çoğu da Nurları Nurlarla izah ederek açıklamalarda bulunur. Bu izahlar aynı zamanda onun Risale-i Nur’a olan vukufiyetini gösterir.” Evet, Risâle-i Nûr’un ruhuna uygun izâh ve açıklama yapabilmek, selâhiyet sâhibi olmanın bir kriteri. Çoğunu Nûrlarla izâh ediyor, mütebâkisini de Risâle-i Nûr’dan aldığı dersler ve istifâdelerle izâh ediyor diye anlaşılıyor.

Üstad, Risâle-i Nûr’u izâh eder miydi? : 1962 yılında Zübeyir Ağabey, Sözler kitabının ikinci baskısı için Van’a mektup yazıp beni de istedi. Mehmet Fırıncı, Mehmed Emin Birinci, İbrahim Canan, Hamdi Sağlamer ve kardeşler bu hizmeti yürütüyorlardı. O sırada Hulusi Bey İstanbul’a teşrif etmiş, buluştuk. ‘Beni Zübeyir Efendi’ye götür’ dedi. Süleymaniye Kirazlımescit Sokak, 46 numaradaki ikametgâhına gittik.

Zübeyir Ağabey, büyük bir hürmet ve saygıyla Hulusi Bey’i karşıladı. Elini öptü. Beni de içeri davet etti. Uzun bir süre sohbet ettiler. Sohbetin en can alıcı noktası şuydu: ‘Zübeyir Ağabey, Hulusi Ağabey’e ‘Üstad, Risale-i Nûr’u okurken size izah eder miydi?’ diye sordu. Hulusi Ağabey, ‘Noktası, virgülüne kadar izah ederdi’ deyince hayrette kaldı. ‘Bize izah etmezdi’ dedi.Hazret-i Üstâd’ımızın gerektiğinde izâh yaptığına dâir bir delîl.

■ HÜSREV ALTINBAŞAK [7]

“Risale-i Nur’un Neşrinde Altın Bir Kalem, Hüsrev Altınbaşak” kitabından kesitler..

Nûr Dersleri ve İzâhlar : Genelde öğleye kadar Kur’an yazmakla meşgul olan Hüsrev Altınbaşak öğleden sonra ziyaretçilere kapısını açar. ‘Bu kapıya gelip imanî bir mesele öğrenmek isteyenlere kapımı açmazsam mesul olurum’ der.

Anlaşılmasında müşkilat olan hakikatler kendisine sorulduğunda herkesin anlayacağı misallerle izahlarda bulunur. Bir gün birisinin külli ve cüz’i irade hakkında sorduğu suale şu cevabı verir (…)” Dikkat ederseniz, Hayrat Grubu da derslerde izâh yapmaktadır..

■ TÂHİRİ MUTLU [8]

“Kulluğu İçinde Bir Sultan, Tahiri Mutlu” kitabından kesitler…

(Hazret-i Üstâd’ımızı anlatıyor) : “Eğer Türkçe risalelerden okuyorsak, izah icap ederse o mevzuyu izah eden diğer bir kitabı getirtir, ondan aynen okuturdu. ‘Risale-i Nur’un hocası, Risale-i Nur’dur. Mevzuları en güzel, Risale-i Nur şerh ve izah etmiştir’ buyururlardı. Eğer Mesnevî-i Nuriye ve İşaraü’l-İ’caz gibi Arapça bir eser okuyorsak, saatlerce izahat verirlerdi.” Arapça risâleleri izâh ettiğine dâir başka ağabeylerin de ifâdesi vardır.[9] Hazret-i Üstâd’ımızın gerektiğinde veya muhâtâbına göre izâh yaptığına dâir bir delîl daha.. Ve bizlere de bir kıyas.

■ MUSTAFA SUNGUR [10]

“Üstad’ın Manevî Evladı, Fena Fi’n-Nur, Mustafa Sungur” kitabından kesitler…

Bedîüzzaman Hazretlerinin, “Sungur, hayatım hayatınla devâm edecek” dediği talebesidir.

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz anlatıyor: “Bilindiği gibi, öteden beri Risale-i Nur’un izah edilmesine karşı çıkan ve ‘Kardeşim, Üstad’la aramıza girme!’ diyenler vardır. Aslında derslerde şerh ve izaha karşı çıkanlar iki kısımdır. Biri ifratçılar, diğeri tefritçilerdir. İfrat grubu, Nur’ların bir tek kelimesinin dahi izah edilmesine karşı çıkarlar. İsim tasrih etmeye gerek yok. Bazı vakıf kardeşler demekle yetiniyorum.

İkinci grup, yani tefrit grubu… Sanki izah etmedikleri takdirde bir şeylerin eksik olacağı zehabına kapılırlar. Bunlar da mutlaka her kelimeyi izah etmek isterler. Hâlbuki bunlar Kırkıncı Hocam gibi âlim de değildirler. Bu yüzden izahlarında Risale-i Nur’un ruhuna uymayan ifâdeler olabilir.” İşte, yine selâhiyet mes’elesine geliyoruz..

(Mustafa) Sungur Ağabey’in yanında yıllardır ders yaptım ve çoğu defa ‘Ahmed kardeş, izah et, açıkla! Üstad, şurada bizi dinliyor, istifade ediyorum’ demiştir. Yine Kırkıncı Hoca’nın şerhlerine hayranlıkla, ‘Aslan Kırkıncı Hocam!’ diye iltifat ettiğine şahidim. Demek ki, mesele yapılan izahatın, batılı tabirle Risale-i Nur’un konsepti içinde, eski tabiriyle siyak ve sibakı içinde mi değil mi meselesidir. Yani, Kur’an’ın imanî hakikatlarının anlaşılmasına vesile mi oluyor, yoksa perde mi oluyor. Vesile oluyor veya Kur’an’ı teyit ediyorsa, Risale-i Nur’un izah ettiği Kur’an ve hadis metinlerinin anlaşılmasına vesile oluyorsa o zaman Sungur Ağabey, bunları hem de hayranlıkla dinliyor ve izaha karşı çıkmıyor.

Ama yapılan izahlar Risale-i Nur’un ruhuna aykırı, hem de Kur’an ve hadis izahlarına zıt düşüyor, kişinin kendi indi fikirlerini ifade etmesine sebep oluyorsa, o zaman Sungur Ağabey, şiddetle karşı çıkıyor.” Evet, bizler de karşı çıkıyoruz.

Buna çok açık bir delîl olarak, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hoca’nın, Mustafa Sungur Ağabey yanında yaptığı derslerden birkaç misâl verelim ve Mustafa Sungur Ağabeyin, yapılan izâhlara kat’iyyen i’tirâz etmediği gibi, memnûniyet duyduğunu da umûm gözlere gösterelim:

▶ Meselâ; Mustafa Sungur Ağabey ve Ahmed Akgündüz

ahmet akgündüz 23. Mektup
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz1994 yılı Mustafa Sungur Ağabey ile 30. Lema 4. Remiz
Ahmet Akgündüz & Mustafa sungur abi 24Mektup 2 Makam Hallakıyet ve Tasarrufat ı İlahiye 1994

Meselâ, Abdullah Yeğin Ağabey’inde bulunduğu bir ders var.

Abdullah Yeğin ve Ahmed Akgündüz

24.Mektup

■ RÜŞDÜ TAFRAL [11]

Ve Rüşdü Tafral Ağabey’in de derslerde izâhat veya bilgi verme yaptığını açıkça görebiliyoruz.

Rüşdü Tafral Risale-i Nur Dersi, Adalet
Üstad’ım Bediüzzaman’dan İşittim ki
Zübeyir Gündüzalp Ağabeyin Öfkelendiği Bir An

■ MEHMET KAYALAR [12]

“Zulme Boyun Eğmeyen Kahraman, Mehmet Kayalar” kitabından kesitler…

“(Mehmet) Kayalar, bizzat Üstâd’ın, ‘Nur’un muallimi’ diye tavsif ettiği bir talebesidir. Bu sebeple çok güzel ve istifadeye medar, heyecanlı ve feyizli dersler yapar. Önce Risale-i Nur’dan okuyacağı metni hiç kesmeden sonuna kadar okur, sonra onun hakkında izah ve yorumlarda bulunur.”

Hatta bir gün bir kardeş ders yaparken Üstad’ın cümleleri arasına girerek kendi yorumlarını katınca, ‘Kardeşim, biz burada Üstad’ın dersini dinliyoruz. Üstad’ın ifadelerini yarıda kesip kendi yorumlarımızı arasına katmamız doğru olmaz. Ancak Üstad’ın ifadeleri bittikten sonra o konu üzerinde müzakereler yapılabilir” diyerek müzâkere ve izâh edilebileceğini açıkça zikretmiştir.

■ ALİ UÇAR ve BAYRAM YÜKSEL [13]

Bayram Yüksel Ağabey ile birlikte anılan Ali Uçar Ağabeyin de derslerde izâh ettiğini ve eğer izâh etmek mutlak mânâda yasak olsa idi, elbette ki Bayram Yüksel Ağabey müdâhâle edecek, buna izin vermeyecek idi. Yukarıda zikrettiğimiz ağabeyler ile berâber, altta da zikredeceğimiz ağabeylerin bu husûstaki ortak tarz-ı harekâtları bizler için hakîki ve görünür yaşanmış misâllerdir, delîllerdir.

Ali Uçar Ağabey’den misâller…

Ali Ucar iman ve Hasir

Bu alttaki video’da, Bayram Yüksel Ağabey ve Ali Uçar Ağabey’de aynı meclistedir ve Ali Uçar Ağabey izâhat ederken, ağabeylerimizle de konuşuyor…

ali uçar abi bay ermen
Abdullah Yeğin Ağabey ve Ali Uçar Ağabey birlikte aynı mecliste bulundukları bir derstir..
Ali Ucar Hutbe-i Samiye(Almanya)

■ ABDULKADİR BADILLI [14]

Risâle-i Nûr Külliyatına ve Bedîüzzaman Hazretlerinin tarihçe-i hayâtına son derece vâkıf ve vukûfiyetli olan Abdulkadir Badıllı Ağabeyin bu husûstaki beyânları da ayrıca önem taşıyor.

Abdulkadir Badıllı Abi – Necip Fazıl da Sadeleştirme Yaptı Üstad İzin vermedi!!!

(0:45) : “Dînimizde şey var, şerh var, tefsîr var, izâh var (…)

(1:24) : “Birisi 1951’de, bir zât, meşhûr bir zât, Allah rahmet eylesin, risâleden birkaç parçayı sâdeleştirerek Büyük Doğu’sunda neşretti. Üstâd Hazretleri bunu eski yazıya çevirterek inceledi. Bende var, dosyada, Üstâd’ımızın bizzat Urfa’ya göndermiş olduğu o dosya bende duruyor. Ve Zübeyir Ağabeyi, Ceylan Ağabeyi devreye soktu, ona mektûblar yazdılar, mübârek zât’a, Allah rahmet eylesin yâni Necip Fâzıl Kısakürek’e.. Zübeyir Ağabey bilhassa kendi mektûbunda şöyle diyor : ‘Siz, Risâle-i Nûr’u böyle sâdeleştirerek değil, tefsîr, şerh edebilirsiniz, metni aynen koyarak, altına şerh ve tefsîr yapabilirsiniz. (…) Ve böylece Ceylan Ağabeyin de mektûbu var, bunların hepsi bende duruyor, dosyada…

Abdulkadir Badıllı Ağabeyin yaptığı yazılı açıklaması:

Bu arada bir yüksek alim, kalbi, ruhu münevver, ihlas-ı tammeye sahip bir ârif, Nurları belki-eğer ciddi ihtiyaç varsa- (ancak kudsi metnine asla dokunmadan, sahifenin alt kısmında tefsir yapma, (ama tefsir usulüne göre) bir yol mümkün olabilir.” (Bknz: https://www.risaleajans.com/nur-alemi/badilli-agabeyden-sadelestirme-aciklamasi)

Eğer insanların daha çok anlaması isteniyorsa bunun yolu bellidir. O da şerh, izâh, hâşiye gibi çalışmalardır.“ (Bknz: https://www.risalehaber.com/risale-i-nur-ve-bediuzzamanda-hep-umit-ve-mujde-gordum-221780h.htm)

SAİD ÖZDEMİR [15]

Risâle okurken, ders yaparken izâhat yapıyor, bilgi veriyor…

said özdemir abiden muhteşem bir risale i nur dersi
Risale-i Nur Dersleri Said Özdemir Ağabey
Dördüncü Reşha Said Özdemir Ağabey

ALİ İHSAN TOLA [16]

Ali İhsan Tola Ağabey’in de izah ettiğini görüyoruz ve biliyoruz. Hatta talebelerin kendisine risalede okunan yerleri sormaları üzerine, izâhta bulunduklarını ve soruları da cevâbladıklarını görebiliyoruz.

Risale-i Nur Dersleri ve Hatıralar – ALİ İHSAN TOLA AĞABEYİMİZ-2006
Risale-i Nur Dersi ve Hatıralar ‘Ali İhsan Tola Ağabey

■ MEHMET KIRKINCI [17]

Hemen hemen bütün Nûr Talebelerinin bildiği ve ekseriyetinin gönüllerinde taht kurduğu ve nice talebelerin yetişmesinde emekleri ve gayretleri olan ve yaptığı izâh ve şerhleriyle iyi bilinen Mehmet Kırkıncı Ağabey..

mehmet kırkıncı-Sünnet i Seniyye Risalesi, 1.Bölüm 1-3. Nükteler
Mehmet Kirkinci 17. Söz
mehmet kırkıncı 10 söz 3 Bölüm risale i nur dersleri

■ PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ [18]

Bir Nur Talebesi, Risale-i Nurları atıf vermek şartıyla Nurlardan iktibas ederek izahlar yapabilir. Dipnotta kaynakları göstermek şartıyla kendi üslubuyla Nurlarda açıklanan bir meseleyi kendi üslubuyla açıklayabilir. Risale-i Nura dayalı mastır ve doktora tezleri ile müstakil araştırma eserleri yayınlayabilir. Risale-i Nuru istifade amaçlı tanzim ve yeniden tasnif edebilir. Ama Üstad’ın bile bize manen izin verilmedi dediği tarzda sadeleştirmeye yahut Risale-i Nur’un tamamını farklı tanzimlerle tab’ etmeye kimsenin hakkı yoktur.” (Bknz: https://www.risalehaber.com/kimsenin-risale-i-nuru-sadelestirme-hakki-yok-135988h.htm)

■ MOLLA MEHMET ALİ ÖZTÜRK [19]

“(Hazret-i Üstâd ile) Görüşmesinin sonunda kendisinin Risale-i Nur’u neşretmek ve insanların anlayacağı bir tarzda açıklama isteğini içinden geçirince, Üstad’ın buna da müsaade vererek bazı telkinlerde bulunduğunu anlattı.” (Bknz: https://www.risalehaber.com/said-nursi-ben-uc-seyden-men-edildim-325541h.htm)

■ MEHMED EMİN BİRİNCİ [20]

Risale-i Nur’dan Namaz Dersi ‘Mehmed Emin Birinci

■ NAZIM AKKURT [21]

“(…) Baktım, hakikaten Üstad çok hasta. Dedi: ‘Kardeşim ben çok hastayım, kalkamıyorum, konuşamıyorum. Bana vedikleri zehirin nöbeti geldi. Hoş gelmişsin, nasılsın kardeşim?..’ Baktım, Üstad çok zor konuşuyor. Elini öptüm, çıktım beklemedim artık. (…) Ben ayrıldıktan sonra Üstad açılmış, kalkmış: ‘O Nazım mıydı gelen? Gidin çağırın onu’ demiş. Bayram Ağabey beni çarşıda buldu. Gittik. Öğlen namazı yeni kılınmış. Üstad: ‘Kardeşim ben hastaydım. Seninle ilgilenemedim…’ dedi. Sonra Üstad, Tevafuklu Kur’an’ı on sekiz madde olarak bana anlattı, ama hiç aklımda kalmadı. Anlamadım daha doğrusu. O zamanlar bilmiyoruz daha. Üstad’ın tabancası vardır. İndirdi, onu gösterdi bana. Benim de belimde vesikalı tabancam vardı. Hem de aynısından. Ama utandım gösteremedim.

Üstad çok şeyler izah etti o zaman. Biz onbir kişiydik. Üstad kıbleye karşı yatağında oturuyordu yine. Biz de diz çökmüş etrafında oturuyoruz. Dedi ki: ‘Zübeyir ders yapacağız. Kardeşleri çağır.’ Onbir kişiden aklımda kalanlar: ‘Zübeyir, Bayram, Sungur, Ceylan, Rüşdü, Ezener…’ idi. Zübeyir Ağabey dersi ayakta okudu. Ben baktım ki; Zübeyir Ağabey okuyor, Üstad izah ediyordu. Orada, ‘Risale-i Nur’u izah etmeyin’ diyenlere cevap buldum. O zaman Üstad soruyordu sırayla, ‘Sen nasıl anladın?’ diye, tam onaltı kere sordu bize. Ama, baktı ben bir şey anlamıyorum ya, en çok bana sordu, Üstad izah etmese ben bir şey bilmiyorum ki… anlayamıyorum ki. Saymıştım onaltı kere sordu…” (Ağabeyler Anlatıyor-2, Ömer Özcan, Nesil Yayınları)

■ ENVER GALİP CEYLAN [22]

Üstad duvarda asılı bir kitabı aldı eline, parmağını koyduğu yerden bize ders yaptı. ‘Vaktiyle yazmıştım’ diye başlıyordu. Böyle ifadeleri okumaya başladı. Cümleler içinde ‘İman, Hürriyet’ sözleri geçiyordu. Bizim anlayamayacağımız tarzda olduğunu anladı, ‘O zaman biz Hürriyet istediğimiz gibi, bizim karşımızda olan yani dindar olmayanlar da hürriyet istiyordu ama onların istediği hayvani bir hürriyettir’ diye şerh etti bize. (…) Ben buradan Risale-i Nur’un okunurken şerh edilebileceğine dair bir fetva çıkarıyorum. Kitabı kapattı, bize baktı ‘Hoş sefa geldiniz kardeşlerim’ dedi. Oradan ayrıldık.” (Ağabeyler Anlatıyor-6, Ömer Özcan, Nesil Yayınları)

■ VELİ IŞIK KALYONCU [23]

“(…) Bu ilk ziyaretimizde Mehmed Feyzi Ağabey bize bir kitaptan okudu. Kitabın ne okuduğunu bilmiyorduk ama çok yüksek hakikatlerden bahsedildiğini anlamıştık. Hatta Mehmed Tümer’e dedim ki: ‘İnşâallah biz kurtulduk.’ Çünkü lise öğretmenlerimiz bize devamlı dinsizlik propagandası yapıyorlardı. Biz imanımızı muhafaza etmeye çalışıyoruz ama onlara cevap veremiyorduk. Mehmed Feyzi Ağabey o kitaplardan bize okurken, bazen izah ettiği de olurdu. Ama biz daha Risale-i Nur olduğunu bilmiyoruz. Üstad Bedîüzzaman’ı da bilmiyoruz.” (Ağabeyler Anlatıyor-6, Ömer Özcan, Nesil Yayınları)

Bu liste daha uzar gider..

Bütün bu delîlleri görmemezlikten gelemeyiz ve deriz ki: “İzâhât, Cemaati şahsa bağlar” ifâdesinden murâdın ne olduğunu yeniden düşünmek lâzım geliyor. Mâdem selâhiyet sâhibi olanlar yapıyor ve yapabilir, o vakit problem; selâhiyet sâhibi olmayanlarda başlıyor..! 

Selâhiyet sâhibi olanlara gelince ise; izâhın nasıl olması gerektiğine dâir makâlemizin üçüncü bölümünde temâs ettik.

▶ RÂBİAN: “Sadırdan değil, satırdan” ana prensibi ile (kaldı ki bu ana prensip; ehl-i tahkîk ve ilmîn de düstûrudur) Bu nedenle, Risâle-i Nûr içinde bahsi geçen şerh ve izâha dâir yerleri buraya kaydedelim ve tahlîl edelim..

Bu bahsin evvelinde, “Risâle-i Nûr’un ‘Hocaya, Müderrise’ ihtiyacı yok mudur?” adlı makâlemizde zikredilen âyet ve hadislerin üzerine inşâ edilen izâhâtleri hatırlamayan kardeşlerimizin, öncesinde orayı okuyarak bu kısma geçmeleri konuyu tamamlayıcı ve daha istifâdeli kılacaktır.

Bu husûsta en çok zikredilen ve mânâsı üzerinde ihtilâf edilen, Kastamonu Lâhikası’ndaki mektûbdur. Her zaman dediğimiz üzere, bir mes’eleyi anlayabilmek için bütüne bakmak lâzım geldiğini aksi takdirde bütünü görmeden bir cüz’üne bakarak anlam vermenin bizi çoğu zaman yanlışa sevk edebileceğini hatırlatalım. Buna rağmen, mânâlandırmada farklı telakkîler olabilir ve bu da tabii’dir, normaldir. Burada önemli olan; farklı telakkî sâhiplerinin kendi nedenlerini ve delîllerini ortaya koymaları ve takdîm etmeleridir. Bunun üzerinden herkes kendi kalbine, fikrine ve ilmine yakın olanı kabûl edecektir. Yoksa, herkesi bir telakkîde, bir anlayışta toplamanın mümkün olmadığı sâbit bir hakîkat olduğuna göre, tek hak benim mesleğimdir yâhut tek hak benim telakkîmdir demeye kimsenin hakkı olmadığını Risâle-i Nûr bize ders vermiş. Yeter ki, öne sürülen iddiâlar bir delîle isnâd etsin ve ilmen müzâkereye de açık olsun.. Buna rağmen fikrî ayrılık devâm ediyorsa, elbette zorla ve cebren ortak bir anlayış ve telakkî dayatılacak değildir. Bu mes’eleyi daha sonra tekrar ele alacağız..

2. Bölüm için tıklayınız….


[1] Nur’un Büyük Kumandanı, Zübeyir Gündüzalp, Nesil Yayınları

[2] (Bknz: Bir önceki makâlemiz “Risâle-i Nûr’un ‘Hocaya, Müderrise’ ihtiyacı yok mudur?”)

[3] Abdulkadir Badıllı Ağabey Anlatıyor (Bknz: https://www.youtube.com/watch?v=nrW5UQdMd9E)

[4] Zübeyir Ağabeyin kendi sesinden olan bu ders kaydının devâmında ‘selâhiyet sâhibi olmak kaydı ile’ diye kayd düştüğünü bizzat dinledim. Yıllar öncesinde dinlediğim bu kaydı internetteki mevcûd ses kayıtlarında bulamadım, ‘ama…’ kısmından itibâren kesilmiş. Bu dersin ses kaydının tamâmını dinlemiş olanlar ise hatırlayacaklardır. 

[5] Bedîüzzaman Hazretlerinin ilk talebelerindendir. “… medâr-ı imtiyaz olan ihlâsı ima ederek ve (Risâle-i Nûr) hizmetinde ikinci olmak cihetiyle iki farkla ‘muhlisen’ kelimesi Hulûsi Bey’e tevâfukla işâret ediyor.” (Osmanlıca, Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî)

[6]Prof.Dr. Ahmet Akgündüz 1994 yılı Mustafa Sungur Ağabey ile 30. Lema 4. Remiz”videosunda 06:41 ‘de Hulûsi Ağabeyin bu meşrebi ve ders esnâsında Kur’ân’ı açıpâyet okuduğu tarzı te’yîd ediliyor.
(Bknz: https://www.youtube.com/watch?v=KydAKH7FZJg)

[7] “Risâle-i Nûr’un kahramanı Hüsrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samimî ve ciddî istiyor. Ben de derim: Telîf (eser yazma) zamanı değil, şimdi neşir (çoğaltıp yayma) zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyade ve neşre faideli ise, hayatın dahi hizmet-i Nûriyede benim bu azablı hayatımdan o derece fâidelidir. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnûniyetle verirdim.” Emirdağ Lâhikası-1

[8] “Bedîüzzaman’ın son yıllarında yanında bulunup, hizmet tarzını yakından görüp bilen dört-beş kişiden biridir. Üstad’ın hizmet için vekil olarak bırakıp, ‘Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilecek’ dediği kişilerden biri… Üstad kendisi için, ‘Tahiri’nin öyle bir derecesi var ki, manevi sahadaki derecelerinden birisini görse dünyayı terk eder’” dediği has talebelerindendir.

[9] Ağabeyler Anlatıyor-1, Ömer Özcan, Nesil Yayınları, Ekim 2009, sh:80, (Bayram Yüksel Ağabey Bahsi)

[10] Bedîüzzaman Hazretlerinin yanında kalmış, hizmetinde bulunmuş, risâleler içinde ismi zikredilen ve Hazret-i Üstâd’ın, “Sungur, hayatım hayatınla devâm edecek” dediği has talebelerindendir ve mutlak vekillerindendir.

[11] Bedîüzzaman Hazretlerini görmüş, Risâle-i Nûr’a hizmet etmiş, risâleler içinde ismi zikredilen ve hizmete bakar bâzı kitapçıkların derlenmesinde çalışmış, gayret göstermiş Hazret-i Üstâd’ın has talebelerdendir.

[12] Bedîüzzaman Hazretlerini görmüş has talebelerinden olup, Risâle-i Nûr hizmetinde azîm gayretler göstermiş ve Risâle-i Nûr dersleriyle berâber hadis, fıkıh alanlarında da irşâd hizmeti yürütmiş bir âlimdir.

[13] Pek cevvâl ve aktif olan, Bayram Yüksel Ağabey ile birlikte bulunan ve yurtdışı hizmetleriyle adından bahsettiren, çok sayıda yabancı dil bilen bir Nûr Talebesidir.

[14] Bedîüzzaman Hazretlerinin yanında bulunmuş ve o dönemlerde Urfa hizmetlerinde aktif gayret göstermiş, dâvâya omuz vermiş ve âhir ömrüne kadar da yazdığı mâkâle ve kitaplarla Risâle-i Nûr’ları ve Bedîüzzaman Hazretlerini müdafaa etmiş has talebelerindendir.

[15] Bedîüzzaman Hazretlerini görmüş ve sonrasında kendisini Nûr Hizmetlerine vakfetmiş ve Hazret-i Üstâd’ın kendisini vazîfelendirmesiyle neşir hizmetlerinde de çalışmış has talebelerindendir.

[16] Bedîüzzaman Hazretlerini görmüş ve Risâle-i Nûr hizmetinde istihdâm edilmiş, teksir makinasıyla neşir hizmetinde çalışmış, Ankara’da Risâle-i Nûr’ların yeni hurûf ile matbaalarda tab edilmesinde gayret göstermiş bir Nûr Talebesidir.

[17] Bedîüzzaman Hazretleriyle tanışıp, görüşen ve Erzurum’da açtığı medresesinde başta Risâle-i Nûr ve Arapça olmak üzere sâir İslâmî ilîmler üzerine de ders veren ve birçok talebenin yetişmesine vesîle olup, yazdığı eserlerle de hizmet eden bir Nûr Talebesidir.

[18] Akademik gayret ve başarılarının yanında, Risâle-i Nûr hizmetleriyle de tanınan ve yazdığı eserler içinde bilhassa Arşiv Belgeleri Işığında Bedîüzzaman Said Nûrsî  ve ilmî Şahsîyeti adıyla hazırladığı eserleri ile pek mühim bir hizmete imzâ atan ve hâlihazırda Rotterdam İslâm Üniversitesinde Rektör olarak hizmet eden bir Nûr Talebesidir.

[19] Bedîüzzaman Said Nûrsî Hazretlerini görmüş ve Hazret-i Üstâd’ın telkinleriyle bütün hayatı boyunca irşâd vazîfesinde çalışan bir Nûr Talebesidir.

[20] Bedîüzzaman Hazretlerini görmüş ve hizmetlerde gayret göstermiş ve bilhassa İstanbul’da neşriyat hizmetinde çalışmış bir Nûr Talebesidir.

[21] Bedîüzzaman Hazretleriyle görüşmüş ve Hazret-i Üstâd’ın temennîsini emir telakkî ederek gittiği her yerde dershâne-i Nûriyeler açmış bir Nûr Talebesidir.

[22] Bedîüzzaman Hazretlerini görmüş, imamlık ve Kur’ân Kursu hocalığı yapmış bir Nûr Talebesidir.

[23] Bedîüzzaman Hazretlerini görmüş ve talebesi Mehmed Feyzi Efendi ile pek yakınlaşmış olan bir Nûr Talebesidir.

Bir cevap yazın