‘Ramazân Orucu Ertelenmeli’ İddiâsına Reddiye

 506 total views,  2 views today

Ramazan Orucu Ertelenmeli” iddiâsı sonrasında yapılan tartışmalar ve bu gibi paylaşımlara gelen beğeni sayıları; ortaya atılan bu iddiâlara cevâb yazmaya ve öne sürülen delîlleri düzeltmeye bizi sevk etti. Hâlihazırda bu durumdan şüpheye düşen vatandaşlarımızın da bulunması hasebiyle, bu makâlemiz yazıldı. Cenâb-ı Hakk (cc) istifâdenizi azamî kılsın ve milletimize basîret ihsân etsin. Âmin..

Evvelen :

Bu Koronavirüs süreci için denilmiş ki: “Ramazan Orucu Ertelenmeli. Oruç vücut direncini düşürür. Hastalığa yakalanma riskini arttırır.

Kıymetli kardeşlerim ve azîz milletimiz,

Bu hastalığa yakalanmak ne şekilde olur..?  Virüsün bünyenize girmesi ile olur. Eğer virüs bünyemize girmezse, hastalık da olmaz. Ve Koronavirüs, sosyal mesâfe kurrallarına dikkat edilmediği takdîrde ve temâs etmek ile veya virüs almış kişinin nefesini solumak ile bulaşır. Ancak Koronavirüsü hiçbir zaman, vücûd direnci düşük olanlar ile olmayanları ayırt edemez ve kim oruçlu – kim değil veya kimin vücûdu zayıf – kimin kuvvetli diye bir ayırımda, bir tercîhte bulunamaz! Bu nedenle hastalığa yakalanma riski yâni virüsün bünyeye girme riski; esâsen maddî tedbîrlere riâyet etmeyenlerde fazladır. Yoksa oruç tutanlar ile tutmayanlar arasında bir fark yoktur, bu nedenle virüsün bulaşma riski, oruç ile değil, tedbîr alıp almamakla ilgilidir.

Oruç tutmaya gelince; kişinin harekâtında zâhiren bir zaafiyet hâsıl olsa da, vücûd içinde çok ciddî tâmirat ve tedâvilere vesîle olduğu ve oruç tutmanın bağışıklık sistemini de kuvvetlendirdiği bilimsel olarak isbâtlanmıştır. Bunun için yurt içi veya yurt dışındaki makâlelere bakmak kâfidir. Hatta birçok tıbbî vakâların yâni hastalıkların oruç ile şifâ bulduğu bilinmektedir. Ve bunların başında ise Kanser tedâvisi gelmektedir. Bu yüzden şifâ oruçları ile tedâvi pek meşhûrdur.  Bu konuda daha geniş bilgiyi, muhterem Dr. Aidin Sâlih hanımın eserlerinde bulabilirsiniz.

Sâniyen (ikincisi):

Ramazân Orucunun ertelenmesini ortaya atanlar, Bakara Sûresindeki âyeti delîl getiriyorlar. Korona salgını bitinceye kadar, Ramazân Orucunun ertelenmesi gerektiğini ve Kur’ân’da Hasta iseniz başka günlerde tutun” denildiğini öne sürerek, hastalık riskinin de aynı kapsamda olduğunu iddiâ ediyorlar.

İddiâ edilen Bakara Sûresi 184 veya 185. âyetlerdeki ilgili kısım meâlen şöyledir: “Sizden kim hasta ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun.

Bu âyetlerde فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا denilmiş yâni, sizden biriniz ‘hasta iseniz’, ‘hastalığa yakalandıysanız’ yâni ‘hasta olduysanız’ demektir. Mâdem oruç tutamayacak kadar hasta olmuşsunuz, o vakit tutamadığınız oruçlarınızı daha sonra kazâ ediniz demektir. Eğer hasta değilseniz ve yolculuk meşakkati de bulunmuyorsa, oruçlar tutulacak.

Ağır hastalıkların, oruç tutmamak için mâzeret teşkîl ettiği konusunda görüş ayrılığı yoktur. Fahruddîn er-Râzî, ilgili âyetin tefsîrinde: “yolcu ve hasta gibi, oruç tutmaları zor olan kimseler için, iyileşip rahata erişinceye kadar oruçlarını tehîr etme müsâadesini Allah’u Teâlâ vermiştir” demiştir. Ve  yine Tefsîr-i Kebîr’de, hasta olduğu halde oruç tutmak isteyen bir kimsenin tutacağı oruç, hastalığını arttırarak (onu) zarâra götürecek ise oruç tutmayabilir denilmiştir. Ve yine devâmında; “Hastalıklar içinde, orucun hafifleteceği bâzı hastalıkların da olduğunu bilmemize rağmen, nasıl her hastalıkta orucu bozmaya ruhsat verileceği söylenebilir? Buna göre, âyetteki hastalıktan murâd, orucun, artmasına sebebiyet vereceği hastalıktır” diyerek pek çok fakihin müşterek görüşünü de aktarmıştır. Ve şimdiki vazîyetimize de açıklık getirmiştir.

Hâsılı, ‘hasta olmak’ başka bir şey, hasta olmadığı halde, sıhhatli olduğu halde belki olur da bir virüs kaparım  diyerek orucu terk etmek çok başka bir şey.

Cenâb-ı Hak, havf (korku) damarını hıfz-ı hayât için vermiş, hayâtı tahrîb için değil! Ve hayâtı ağır ve müşkil ve elîm ve azâb yapmak için vermemiştir. Havf; iki, üç, dört ihtimalden bir olsa.. hattâ beş-altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârane bir havf meşrû olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimâlden bir ihtimâl ile havf etmek evhâmdır..” (Mektûbât)

Teşbihte hata olmaz diyerek bir temsîl verelim:

Hergün işine giden bir adamın evi, caddenin önünde olsa ve işine gitmek için karşıdan karşıya geçip, cadde kenârından da epeyce yürümek zorunda kalsa, ihtimâldir ki; seyîr hâlindeki araçlardan biri gelip ona çarpsın!

Böyle bir ihtimâle binâen o adama ve komşularına işe gitmemek tavsiye edilir mi?

Elbette ki HAYIR..

Eğer imkân varsa, onlara tedbîr tavsiyesinde bulunulur ve nelere dikkat etmeleri lâzım geldiği sıkıca tembîh edilir ancak işe gitmemeleri salık verilmezdi.

O halde, virüs bulaşırsa diyerek umûm Müslümanlara farz olan Ramazân orucunu terk ettirmeye çalışmak yerine bilakis; azamî tedbîr almaya sevk etmek ve temâs ve yakın mesâfe kurallarını sıkıca tembîh etmek ve âhirinde de tevekkül etmeyi nasîhat etmek lâzım gelir.

Gazvelerde (yâni savaşlarda), düşman tarassudu altında dahi eğer tedbîr almaya imkân varsa, nöbet ile namaza durulduğu ve namazların terk edilmediği ma’lûmumuz olduğu halde, böyle evhâm ve vesvese ile yâhûd başka maksadlar peşinde Ramazân Orucunu Müslümanlara terk ettirmeye çalışmak ve ümmetin aklını çelmek; kâr-ı akıl değil. Evhâm ile aklını yemiş bir vazîyete düşmemek lâzım geliyor. Bunun yerine; orucumuzu değil, tedbîrlerimizi elden bırakmayacağız!

Ebû Hureyre’nin, merfû olarak şöyle rivâyet ettiği nakledilmiştir: Herhangi bir zorunlu sebep ve hastalık olmadığı halde, Ramazân’da bir gün oruç tutmayan kişi, ömrü boyunca oruç tutsa, o günün orucunu kazâ etmiş olmaz. Abdullah İbn Mes’ûd da bu görüştedir. Ancak, Saîd İbnu’l-Müseyyeb, Şa’bî, İbn Cubeyr, İbrâhim en-Nehaî, Katâde ve Hammâd ise tutulmayan orucun kazâ edileceğini söylemişlerdir. (Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’s-Savm) hadisi mûcibince, biz Müslümanların ihtiyâtlı ve dikkatli hareket etmesi elzemdir.

Bu mertebede son bir şey daha kaldı ki; âyette فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا   yâni ‘sizden/içinizden kim hasta olursa yâni hanginiz hasta iseniz…’ denilerek, ‘birey olarak’ hitâb edildiği ve fertlere seslenildiği ve ondört asrın tatbîkatlarında da bu minvâlde hareket edildiği halde, bunun tersine bir yol açıp, hiçbir delîl ve uygulaması da olmadığı halde bütün bir toplumun tamâmının orucunun ertelenmesine ve Ramazân ayından orucun kaldırılması gibi pek acip bir teşebbüse sevk etmek, ‘kendi kafa fenerinin ışığı ile’ umûm ümmeti peşinden sürüklemektir ki; bu teşebbüs, hakîki ve tahkîki Müslümanların basîret ve firâsetinden kaçmayacaktır diye pek çok ümîd ediyorum.

Sâlisen (üçüncüsü):

Her ibâdetin bir vakti vardır. Ve her ibâdet, kendine ta’yîn edilen vakti içinde edâ edilir. Meselâ, Şârî tarafından bildirilen Cum’a namazı ve vakti bellidir. Bunu bir gün veya üçgün sonrasına erteleyemezsiniz. Bir başka ifâde ile, Cum’a namazını, pazartesi günü kılamazsınız. O vakit o, Cum’a namazı olmaz.

Aynı şekilde şuhûr-u selâse (üç aylar)‘ın vakti de bellidir. Ve bu aylar içinde yapılacak ibâdetler ve bâhusûs farz olan Ramazân Oruçlarının vakti de aynı şekilde muayyendir. Eğer Ramazân vakti içinde tutulması emredilen (farz) oruçlarını, ramazândan sıyırıp ötelediğiniz vakit, bu Ramazan Orucu olmaz ve bir evhâm yüzünden umûm Ramazân-ı Şerîf’in fazîletinden, müjdelerinden ve kudsîyetinden ve sevâbından da  ‘şeytanın aldatması ile’ mahrûmiyet hâsıl olur.

Ve bu öyle bir mahrûmiyettir ki; Allah’ın Resûlu aleyhissalâtu ve’s-selâm : “Kim Ramazân orucunu îmân ederek ve sevâbını Allah’tan umarak tutarsa, geçmiş günâhları bağışlanır.” (Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’s-Savm) diye müjdelediği gibi, “Ramazân ayına girdiği halde, günâhlarını bağışlatmadan Ramazân’dan çıkan kimsenin (de) burnu yerde sürünsün.” (Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’d-Deâvât) de demiştir.

Evet kardeşlerim, bizler Mü’miniz, Müslümanız ve Hâlık-ı zü’l-Celâl’in rubûbiyetine îmân etmişiz. Yâni hiçbir mahlûk yoktur ki, Cenâb-ı Hakk’ın (c.c.) idâresi, tedbîri, yönetimi, tasarrufu ve kudreti hâricinde bulunsun ve virüs gibi mahlûklar da tamâmen keyfe mâ yeşâ (kendi kafasına göre) hareket ediyor olsun.

  • O halde Müslüman kardeşim, maddî tedbîrlere riâyet ediyor musun?
  • Uyulması gereken kurallara uyuyor musun?
  • Seni Yaratan Rabbine de duâ ediyor musun?

O halde korkma!

Tevekkül et..

Yoksa bu virüs hâdisesi, bizler için farklı bir imtihâna dönüşmesin. Ve hasta olmadığımız ve sağlıklı olduğumuz halde, farz orucunu terk etmemize sebebiyet vermesin. Vücûdum kuvvetli olmalı diyerek, evhâm ve endişe ile seni aldatmasın.

Eğer o virüsten korkuyorsan, onun Sâhibine sarıl, O’nu râzı et. O virüs, O’nun mahlûkudur bil. Evhâm ve korku ile ibâdetlerden kaçmak değil, bilâkis; daha ziyâde sarılmak ve Cenâb­ı Hakk’ın cc rahmetine ilticâ etmek gerektir.

Pek kıymetli kardeşlerim, bu mes’elenin ve iddiâların diğer nüânslarına temâs etmiyor ve bu kadarının kifâyet ettiği kanaati ile her birinizi muhabbetle kucaklıyorum.

Bizlere de duâ ediniz.
Selâmet ve hayır ile kalınız..
Ersin Miman

Bir cevap yazın