İlim Meclisinde Oturmanın Âdâbı

 702 total views,  1 views today

İlim Meclisinde Oturmanın Âdâbı

Başlarken hitâbât-ı Kur’ân’iye, kapanır açık başlar takke ile…
İstiğfar, Besmele ve Salâvat’da beraberinde, bu azîm hayra hissedâr olmak duâsı ile…

 

Vaktâ ki otururken yerimizde, bizden büyük biri içeriye girse,
Edeb ve hürmet ile kalkılır, oturtulur kendi yerimize…

Ders-i Kur’ân esnâsında, ciddiyet hâkim olmalı,
Dikkat ve teyakkuz ile istifâdeye çalışmalı…

Ahvâlimiz mühimdir, nazarları meşgûl etmemeli,
İstifâdelere perde olmamak için, azamî gayret göstermeli…

Kalpler derse tam müteveccih, niyetler hâlis olmalı,
O vakit okunan ders-i Kur’ân, ruhumuza kazınmalı…

Bâzen olur da, gaflet sarar zihni,
O vakit tebdîl-i mekân tavsiyedir, dinlemeli…

Ne vakit uyku çökse üzerine, sakın esneme,
Hemen git abdest üstüne abdest tazele…

Eğer kalkan olsa meclisten, yeri boş kalmalı,
Gelince o yere, ancak sâhibi oturmalı…

Soru sormak serbesttir amma, muhteviyâta münâsîb olmalı,
Yoksa bahis hârici olur, dersin ahkâmını bozmamalı…

Nihâyetinde okunur duâlar ve âhirinde Fatihâlar,
Şimdi çaylar gelecek, biraz da kardeşlerinizle hasbihâl…

…….

Unutmadan diyelim, meclisten çıkışımız da önemli,
Belki ikişer-üçerli olup, kimseyi rahatsız etmemeli..…

Duâ ile girdik içeri, dûa ile de çıkılmalı,
Allah’ım, muhakkak ki ben senden lütfûnu istiyorum” hadisini hatırlamalı…

(*) Yazdıklarımıza me’haz olan bâzı hadisler…

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلَانَ قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا سَهَّلَ اللَّهُ لَهُ طَرِيقًا إِلَى الجَنَّةِ»: «هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ» 

Her kim din ilmini tahsil için yola koyulur ve her sebebe başvurursa, Allah Cennete varan yolu onun için kolaylaştırır.” 1


 

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلَاءِ الْهَمْدَانِيُّ – وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى، قَالَ يَحْيَى: أَخْبَرَنَا وقَالَ الْآخَرَانِ: حَدَّثَنَا – أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُؤْمِنٍ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا، نَفَّسَ اللهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ يَسَّرَ عَلَى مُعْسِرٍ، يَسَّرَ اللهُ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا، سَتَرَهُ اللهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، وَاللهُ فِي عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدُ فِي عَوْنِ أَخِيهِ، وَمَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا، سَهَّلَ اللهُ لَهُ بِهِ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ، وَمَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فِي بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللهِ، يَتْلُونَ كِتَابَ اللهِ، وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ، إِلَّا نَزَلَتْ عَلَيْهِمِ السَّكِينَةُ، وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ وَحَفَّتْهُمُ الْمَلَائِكَةُ، وَذَكَرَهُمُ اللهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ، وَمَنْ بَطَّأَ بِهِ عَمَلُهُ، لَمْ يُسْرِعْ بِهِ نَسَبُهُ» 

(…) Ebû Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim bir Mü’minin dünyâ gamlarından bir gamını giderirse, Allah’da onun kıyâmet gününün gamlarından bir gamını giderir. Her kim, darlıkda olan bir kimseye karşı kolaylık gösterirse, Allah’da ona dünyâ ve âhiret darlıklarında kolaylık ihsân eder. Her kim bir Müslümanı örterse, Allah’da onu dünya ve âhirette örter. Müslüman bir kul, din kardeşinin yardımında bulundukça, Alah’da onun yardımında bulunur. Her kim kendisinde ilim arıyacağı bir yola giderse, Allah ona o sebeble Cennet yolunu kolaylaştırır. Herhangi bir kavm Allah’ın evlerinden bir evde toplanıp da Allah’ın kitabını tilâvet ederler ve onu aralarında karşılıklı okuyup ders yaparlarsa, muhakkak üzerlerine sekînet iner. Kendilerini rahmet kaplar. Melekler onların etrâfını çepeçevre ihâta edip kuşatırlar ve Allah da onları, nezdinde bulunanlar içinde anar…” 2


 

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ المُثَنَّى قَالَ: حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ بَيَانٍ العُقَيْلِيُّ قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو الرَّحَّالِ الأَنْصَارِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا أَكْرَمَ شَابٌّ شَيْخًا لِسِنِّهِ إِلَّا قَيَّضَ اللَّهُ لَهُ مَنْ يُكْرِمُهُ عِنْدَ سِنِّهِ»: 

Bir genç bir ihtiyara yaşlı olmasından dolayı ikramda bulunursa; Allah’ta yaşlandığı zaman kendisine ikramda bulunacak bir kimseyi kendisine hazırlar.” 3


 

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَرْزُوقٍ قَالَ: حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ وَاقِدٍ، عَنْ زَرْبِيٍّ، قَالَ: سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ يَقُولُ: جَاءَ شَيْخٌ يُرِيدُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَبْطَأَ القَوْمُ عَنْهُ أَنْ يُوَسِّعُوا لَهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا» 

Enes b. Mâlik ‘den radıyallahu anh rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem‘i görmek üzere yaşlı bir adam gelmişti, oradaki insanlar ona yer açmayı geciktirdiler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “Küçüklerimize şefkat etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” buyurdular. 4


 

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ قَالَ: حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الوَاسِطِيُّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ عَمِّهِ وَاسِعِ بْنِ حَبَّانَ، عَنْ وَهْبِ بْنِ حُذَيْفَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «الرَّجُلُ أَحَقُّ بِمَجْلِسِهِ وَإِنْ خَرَجَ لِحَاجَتِهِ ثُمَّ عَادَ فَهُوَ أَحَقُّ بِمَجْلِسِهِ»: «هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ» 

Kişi oturduğu yere daha lâyıktır. Bir ihtiyaç için kalkar, sonra tekrar dönerse, o yere oturmaya (başkalarından) daha lâyıktır.” 5


 

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْعُطَاسَ، وَيَكْرَهُ التَّثَاؤُبَ، فَإِذَا تَثَاءَبَ أَحَدُكُمْ فَلْيَرُدَّهُ مَا اسْتَطَاعَ، وَلَا يَقُلْ هَاهْ هَاهْ، فَإِنَّمَا ذَلِكُمْ مِنَ الشَّيْطَانِ يَضْحَكُ مِنْهُ» 

Ebû Hureyre’den radıyallahu anh rivâyete göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah hapşırmayı sever, esnemekten hoşlanmaz. Biriniz esnediğinde mümkün olduğu kadarıyla onu önlemeye çalışsın (geri çevirsin), esnerken ‘hâh hââh’ diye ses çıkarmasın; çünkü bu şeytandandır. Şeytan buna güler.” 6


 

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، فِيمَا قُرِئَ عَلَيْهِ عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَعْمَرٍ، عَنْ أَبِي الْحُبَابِ سَعِيدِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ اللهَ يَقُولُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: «أَيْنَ الْمُتَحَابُّونَ بِجَلَالِي، الْيَوْمَ أُظِلُّهُمْ فِي ظِلِّي يَوْمَ لَا ظِلَّ إِلَّا ظِلِّي» 

(…) Ebû Hureyre radıyallahu anh dedi ki, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle dedi: “Muhakkak Allah kıyâmet gününde: Sırf benim azâmetim ve tâatım için birbirleriyle sevişenler nerededirler? (Maksad dîn muhabbeti üzere olup, bu muhabbeti ölünceye kadar dünyevî bir ârızadan dolayı kesmemektir. Bu sevişenler bir arada ister bulunsunlar, ister bulunmasınlar). Benim gölgemden başka hiçbir gölge bulunmayan bu günde, ben onları kendi gölgemde gölgelendiririm buyurur.” 7


 

أَخْبَرَنَا عَبْدُ الله بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ – يَعْنِي ابْنَ بِلَالٍ -، عَنْ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ أَو أَبِي أُسَيْدٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله صَلى الله عَليهِ وسَلم: إِذَا دَخَلَ أَحَدُكُمُ الْمَسْجِدَ فَلْيَقُلِ: اللَّهُمَّ افْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ، وَإِذَا خَرَجَ فَلْيَقُلِ: اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ 

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz mescide girdiğinde; ‘Allah’ım, bana rahmetinin kapılarını aç’ desin, (oradan) çıktığında ise; ‘Allah’ım, muhakkak ki ben senden, senin lütfûnu istiyorum’ desin.” 8

Ersin Miman

————————————————
1: Sünen-i Tirmizî, Kitabü’l-İlm; Sünen-i Ebû Dâvud, Kitabü’l-İlm 
2: Sahîh-i Müslim, Kitabü’z-Zikr ve’d-Dua ve’t-Tevbe ve’l-İstiğfâr 
3: Sünen-i Tirmizî, Kitabü’l-Birr ve’s-Sıla; Sünen-i İbn-i Mâce, Kitabü’l-Edeb 
4: Sünen-i Tirmizî, Kitabü’l-Birr ve’s-Salah 
5: Sünen-i Tirmizî, Kitabü’l-Edeb; Sahîh-i Müslim, Kitabü’s-Selam; Sünen-i Dârimi, Kitâbü’l-İsti’zân 
6: Sünen-i Ebû Dâvud, Kitâbü’l-Edeb; Sahîh-i Buhârî, Kitâbü’l-Edeb 
7: Sahîh-i Müslim, Kitâbü’l-Birr ve’s-Sıla ve’l-Âdâb 
8: Sünen-i Dârimi, Kitâbü’l-İsti’zân 

Bir cevap yazın