Vazife-i Kudsîye Bizleri Beklerken..

384 total views, 3 views today

Vazife-i Kudsîye Bizleri Beklerken..

“Dehşetli düşmanlar karşısında, şiddetli tazyikat altında, müdhiş dalâletler ve savletli bid’âlar içinde, sizler gayet az ve gayet zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğunuz halde, gayet ağır ve gayet büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i îmâniye ve hizmet-i Kur’âniye, sırf bir ihsân-ı İlâhî olarak, Cenâb-ı Hak tarafından omuzlarınıza konulmuştur.” (1)

Nihâyetsiz hamd-ü senâlar olsun ki, böylesi kudsî bir vazîfenin içinde istihdâm ediliyoruz. Umum ümmetin istiâze ettiği âhirzamânda gelmek ve bu kudsî dâirenin içinde olmak, ta’rifi mümkün olmayan bir ihsân-ı Îlâhî ve bir lütf-u Îlâhî’dir… Mâdem bu semâi ve ulvî vazîfe ile tavzîf edilmişiz; elbette bizden vazîfemizin icraası beklenecek…

“Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim;
sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz.
Şimdi ekilen nûr tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.” 
(2)

O vakit bizim vazîfemiz de bu kudsî dâvâyı, bahar’dan yaz’a taşımak olmalı…
Yoksa bahar’ın rehâvetine kapılmak değil…

Ey azîz Üstâd’ımız, en mühim vazîfeyi bizzat deruhde ettiğinizden bu yana açılan çiçekler, sâir vazîfelere doğru yönelmekte ve zemin âdeta ikinci ve üçüncü vazîfelere hazır edilmekte…

Şu hâdisât-ı zeminin kargaşası bizleri aldatmıyor ve sarsmıyor, bilakis nihâ-i maksada doğru yürüyor olmanın sürûru ve bu kudsî dâirenin içinde bulunabilmenin bahtiyarlığı, bizleri aşk ve şevke getiriyor…

Amma, zamânın âhirzaman olması ve çalkalanmasına gelince ise, mâdem;
“Siz bu şiddetli imtihana girmek ve inceden inceye sizi kaç defa ‘altun mu, bakır mı’ diye mehenge vurmak ve her cihette sizi insafsızca tecrübe etmek ve nefislerinizin hisseleri ve desîseleri var mı yok mu üç-dört eleklerle elenmek; hâlisane, sırf hak ve hakikat nâmına olan hizmetinize pekçok lüzûmu vardı ki; kader-i Îlâhî ve inâyet-i Rabbaniye müsaade ediyor.” (3)

sırrıyla bu zamanda fitneler de olacak… nifaklarda… hâinler de çıkacak… nâ-ehiller de…

Şimdi biz nûr talebelerinin ittifâk ve ittihâd ile Risâle-i Nûr’un hakîkatlerini umûm dünyaya neşr etmek ve bu semâi ve kudsî dâvânın ikinci merhâlesine doğru yürütmek, omuzlarımızdadır ve üzerimize bir mes’ûliyettir. Her birimiz bir diğerimize bakarak bu dâvâyı taşıyamayız. Nihâi hedefimize bakmalı ve ehl-i dalâlete karşı büyük bir şahs-ı mânevî olmamız lâzımdır.

Hepimiz biliyoruz ki, Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) bizlere ihtiyacı yok, amma velâkin, bizlerin bu kudsî dâire içinde olmaya ihtiyacımız var!

Zorluklarına, meşakkatlerine gelince ise, merhûm Zübeyir Ağabeyimiz hatıra geliyor!

Aziz Muhterem Kardeşim…
Mademki İslâm’ın her derdine razı olduğunu bildiriyorsun, bu müjdenle bize aşk ve şevk veriyorsun, o halde iyi dinle:

Vazifen: Dikenler arasında güller toplayacaksın. Ayağın çıplaktır, batacak. Elin açıktır, ısıracak. Buna sevineceksin!

Firavunlar kucağında büyüyen çocuk Mûsâ’ları safına alacaksın. Aldığın için dövecekler. Konuştuğun için zindana koyacaklar; sevineceksin!

Çöllere sürülürsen, kanınla ağaç yetiştireceksin. Kutuplara sürülürsen, vücut ısınla sebze yetiştireceksin. Yeşilliği sevmeyenler olacak. Yakacaklar, yıkacaklar. Sen bunu sabırla seyredeceksin!

Karanlık zindanlara atarlarsa, ışık; paslı vicdanları görürsen, ümit; imansız kalplere rastlarsan, Nur vereceksin. Sen verdiğin için, suç; sen getirdiğin için, ceza; sen konuştuğun için, mahkûm olacaksın. Ve buna şükredeceksin!

Anadan, yardan, serden ayrılacaksın. Candan, gönülden Kur’an’a sarılacaksın. Damla iken deniz, nefes iken tayfun olacaksın. Derdini yazmak için derini kâğıt, kanını mürekkep edeceksin. Kimse ile görüştürmezlerse, Mecnun olup çöllere düşeceksin. Leylâ arar gibi Nur arayanları bulacaksın. Bulamazsan üzülmeyeceksin!

Makamlar, servetler verirlerse, nefsini unutacaksın…

Yalan, iftira, çamur fırtınasına tutulursan, hissiyatını terk edeceksin… Önünde demirden set yaparlarsa, dişinle deleceksin. Dağları toptan oymak gerekirse, iğne ile oyacaksın. Unutma, nerede olursan ol, küfrün ve cehlin ta temelini çürüteceksin!

Bir gün, Kur’an etrafındaki surların yıkıldığını görürsen; hemen kemiklerini taş, etlerini harç, kanını da su edeceksin. Etrafına ilimden, irfandan, faziletten, ahlâktan kaleler dikeceksin. Kaleler, fedailer ister. Nasıl olsa sen de içinde fedai olacaksın.

Kısaca “Kur’an talebesi olacaksın!” …

Zira İslâm yoluna giren bilir ki, bu yol kıldan ince, kılıçtan keskindir. Her kişinin değil, er kişinin yoludur.
Zübeyir Gündüzalp

Elhâsıl, bu kudsî davânın üç mühim vazîfesi daha tamam olmamış, elbette ki bizden gayret, hizmet ve mücâhedeyi isteyecek. Ve şimdilerde ise cereyân eden bütün bu hâdisatlar ve açılan yollar bize gösteriyor ki; zemin ve zaman ikinci merhâleye doğru yürütülüyor…(4)

“Evet Risale-i Nur iman-ı tahkikîyi bu vatanda neşretmekle imanı kuvvetlendirip, bu memleketteki dinsizlik ve imansızlık, dalalet ve sefahete karşı mukabele ve müsbet bir tarzda mücadele ederek bunları mağlub etmiştir. Büyük ve küllî ve umumî mücahede-i diniyesinde muzaffer olmuştur. Taife-i mücahidîn olan Nur Talebeleri; a’zamî sadakat ve ittihaddan neş’et eden azîm, manevî, makbul bir sır ile rahmet-i İlahiyenin celbine ve teveccühüne vesile olmuştur. Bu ihlaslı taife-i mücahidîn küçük bir çekirdek gibi dar bir dairede iken, o çekirdekte âlemi istila edecek bir Şecere-i Tûbâ’nın mahiyeti bulunduğu misillü; ondördüncü asr-ı Muhammedîde (Aleyhissalâtü Vesselâm) Kur’andan çıkan Risale-i Nur’un Anadolu’da tulû’ ve intişar etmesiyle, neticede neşv ü nema ederek âlem-i İslâm ve insaniyete kadar genişlemiş ve daha da genişleyecektir!” (5)

Ve istikbâl İslâmiyet’indir…
İstikbâl bizimledir…

Selâmet ve hayır ile kalınız muhterem Nûr Talebeleri kardeşlerim,
Ersin Miman

Dipnotlar :
1: Risâle-i Nûr Külliyatı, Lem’âlar 
2: Risâle-i Nûr Külliyatı, Tarihçe-i Hayat, “İlk Hayatı” 
3: Risâle-i Nûr Külliyatı, Şuâlar 
4: Bknz: “Sonra Gelecek O Mübârek Zât” adlı kitabımızda bu üç merhâle ve kudsî vazîfe delilleriyle izâh ve isbât edilmiştir. 
5: Risâle-i Nûr Külliyatı, Tarihçe-i Hayat

Bir cevap yazın