‘Arab ve Türk hakikî iki kardeştir’ Adâvete Dönüşmesin

Loading

“Hilâfet-i Osmâniye ve Türk Ordusunun o milliyete bayraktarlığı îtibâriyle, o İslâmiyet milliyetinin sadefi ve kal’ası hükmünde Arab ve Türk hakikî iki kardeş, o kal’a-i kudsîyenin nöbettarlarıdırlar. (Hutbe-i Şâmiye)

İşte bu hakîkat karşısında, Kudüs süreciyle başlayan ve bilhassa BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) ve Suudi Arabistan liderlerinden yükselen aleyhimizdeki bâzı seslere karşı (nedenleri konumuz değil), medyamızda umûm kalplerde adâveti netice verebilecek haber başlıklarının atıldığını ve berâberinde tartışmaların yapıldığını görüyoruz. Bu manşetlerden ve bu gibi haberlerden biz ehl-i îmânın menfî te’sir almayıp, beğenmediklerimizi o memleketlerin bâzı idârecilerine verip, umûm Arap milletini içine alır sözlerden ve ithâmlardan kaçınmak ve liderler ile halklarını birbirinden ayırt etmek lâzım geldiğini eğer aksi olursa çok yönlü zararları netice vereceğini hatırlatmak istiyorum..

Meselâ, nasılki bizim memleketimizde de İslâmiyet ve mukaddesât aleyhinde taarruzların ve tahrîplerın yapıldığı iktidar dönemlerinde, âlem-i İslâm meydasından “Türkiye” diyerek başlayan menfî haberler yapılsa, elbette bu memleketin mukaddesâtına bağlı dindârlarını ve İslâmiyet’e hizmet gayretiyle çalışanlarını ve bu tahrîbatlara karşı rızâsı olmayanları incitecek ve rahatsız edecekti, o halde biz dahi bütün bir memleketi ve umûm halkını içine alır bir tarzda ithâm etmemek, o milletin ferdlerinin hislerini incitmemek ve kalplerinde bizlere karşı yeşeren muhabbet tohumlarını çürütmemek ve en önemlisi ise; ufuktaki ittihâd-ı İslâm’ın yapı taşlarının halk tabanından başlayarak yayılacağını unutmayarak hareket etmek ve o zemini sarsmamak lâzımdır diye düşünüyorum..

Evet, bu muhabbetin halkın kalplerinde bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Zirâ, umreye veya Hacca giden herkes bilir ki, halkın bize karşı müsbet muhabbetleri ve sevgileri vardır. 15 Temmuz gecesinde ve haftasında nice Arap kardeşlerimizin sokaklara döküldüğünü iyi biliyoruz, bunları asla unutmayalım. Bir milletin teveccüh ve muhabbetini kazanıp kendine taraftar etmek, idârecilerine karşı kazanılan en büyük zaferdir!

“Çok defa mektublarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Âl-i Resul’ün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı manevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyâmet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazîfeleri onun cem’iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhîyeden bekliyoruz.” (Emirdağ Lâhikası-1)

Ve “Biz Türkler, seyyidleri kesretle içinde bulunan ve necib kavm-i Arab olan sizlere ve sizin ecdadlarınız olan Sahabe-i Güzin’e, Allah namına, Peygamber-i Zîşan hesabına sonsuz bir sevgiyi ve nihâyetsiz bir hürmeti dâima kalbimizde, ruhumuzda besliyoruz ve yaşatıyoruz.” (Târihçe-i Hayât)

İşte bizi klavuzlayan ders-i Kur’ân…

Elbette yapılan yanlış ve hataları zikretmek ve yazmak işin ehlince olacak fakat bunların yönünü yalnızca yanlışta giden liderlerine çevirmek ve umûm halkları içine alır tarzda hitâp etmemek; hem istikbâl ve dâvâmız adına, hem de dehşetli gıybet ve töhmet çukuruna düşmemek adına, hem de müsbet mesleğimiz gereği zikrediyorum..

Cümlenize binler selâm ederim..
Ersin Miman